Can fiber diş köprüsü

Cam fiber köprü ve kullanım alanları

Eksik dişinizin yerine hiç diş kestrmeden ve implant yaptırmadan diş yaptırabilirsiniz.

Modern diş hekimliğinde , fiber takviyeli sabit diş protezleri klasik metal-seramiklerin yerini almaya ve yararlı bir alternatif olmaya başlamıştır.

Bu yöntem için muhafazakar bir yaklaşımda olmamak gerekir. Eksik dişlerin yerine diş yaparken yan dişlerin kesilmesi gibi bazı sakıncaların üstesinden gelebilmeyi sağlayan cam fiber diş köprüleri her geçen gün daha fazla kullanılmaya başlamıştır.
Diş eksikliği olan hasta hem estetik hemde fonksiyonel köprülerine tek bir seanslık tedavi ile kavuşabilir.

Cam Fiber Diş

Fiberle güçlendirilmiş kompozitlerin diş hekimliğide uygulamalarda kullanımı giderek artmaktadır. Uzun fiberler içeren kompozitlerin fiber demetinde 1000 ila-200.000 tane tek fiber vardır.

Dişhekimliğinde kullanılan fiberlerin en yaygını üstün estetik ve mekanik özelliklerinden dolayı cam fiberdir. Cam fiber, biyomekanik olarak dişe ve çene kemiğine benzerlik göstermektedir. Termal genleşme katsayısı kompozit dolgulara yakındır.

Günümüzde 5 farklı tipte cam, fiber yapımında kullanılmaktadır.

A-cam: % oranında soda ve kireç içeren yüksek alkali camdır.

C-cam: Yüksek kimyasal dirence sahip bir kimyasal camdır.

E-cam: Düşük alkali içerğine sahip bir elektriksel yapıdır. Neme karşı dirençlidir. Güçlendirmede kullanılan cam fiberlerin P’si E-cam fiberdir.

S-cam: (Yüksek dayanıklı cam), e Si O², % Al² O³, Mg0 içerir.

D-cam: Üstün elektriksel özelliklere sahiptir.

 

Fiberle güçlendirilmiş kompozitlerin diş hekimliğinde kullanım alanları:

  • Diş eksikliğinin giderilmesinde köprü protezi olarak kullanımı,

Günümüzde diş hekimliğinde, metal alt yapının kullanılmadığı, kompozit yapay dişlerin komşu doğal dişlere yüksek yoğunlukta fiberler kullanılarak bağlandığı teknikler geliştirilmiştir.

Dişte minimal operasyon gerektirmeleri,estetik olmaları, kısa sürede (tek seansta) hazırlanabilmeleri,metal içermemeleri, biyo uyumlu olmaları,tüm kompozit resin restorasyonları gibi tamiri kolay,yeniden polisaj yapılabilir olmaları,implant protezlere göre daha ekonomik ve cerrahi risk taşımamaları bu tip restorasyonların avantajlarıdır.

Metal destekli seramik restorasyonlara altarnatif olarak geliştirilen bu  köprüler, travma yada başarısız endodontik tedavi nedeniyle kaybedilen dişlerin restorasyonunda,periodontal prognozun şüpheli olduğu durumlarda,lokal anesteziyi tolere edemeyen ve medikal nedenlerle uzun süreli tedavi uygulanamayan vakalarda kullanılabilmektedir.

  • Geniş diş aralıklarının kapatılmasında kullanımı diğer en yaygın kullanım alanlarıdır.
  • Sallanan dişlerin splintlenmesi (sabitlenmesi)
  • Kırık diş restorasyonlarında kullanılabilmektedirler.
Reklamlar

Fiberle Güçlendirilmiş Diş köprüsü

Fiberle Güçlendirilmiş Diş köprüsü

Klinik diş hekimliğinde fiberle güçlendirmeler 1960 ve 7011 yıllarda araştırıcılar atandan polfmatlf metakrilat protezleri cam veya karbon fiberlerle göçlondirmoye çalışmışlar, daha sonra 1080’H yıllarda benzer denemeler tekrarlanmıştır. Implant üttü sabit protez restorasyonları, ortodontik tutucular ve «puntlar İçin fiberle güçlendirilmiş protetik  alt yapı yapımına yönelik İlk çabalar başlatılmıştır, Bu materyaller ve tekniklerin laboratuvar denemelerinde artmış mekanik özellikler göstermelerine rağmen, klinik kullanımda mekanik özellikler göstermelarlne rağmen, klinik kullanımda mekanik özelliklerin yetersizliği ve uygulama zorluklarından dolayı, çok fazla kabul görmemişlerdir.

cam fiber diş köprüsüTavsiye edilen uygulamaların çoğu, fiberlerin dental rezin içine el ile yerleştirilmesi İle ilgiliydi. Bu uygulamalar sırasında serbest fiberleri el ile şekillendirmek çok zor olmakta ve bozulmalarını ve/veya kontamlne olmalarını engellemek İçin çok büyük dikkat gerekmekteydi. Bu yüzden fiberlerin eklenmesiyle mekanik özellikler artarken, bu ilerlemenin derecesi ticari ui’ünlerdo sağlanan başarıdan çok uzaktaydı. Beklenenden daha düşük mekanik sonuçlar alınmasının İki sebebi olabilece

Öl düşünülmekteydi. Bunlardan birincisi dentairazinlerin içine yerleştirilen fiberin atkın İçeriğinin hacım olarak %15’den dü•* olması, ikincisi isa fiber yığınlarının razınla düşük oranda ıslatılabilmesi ve buna bağlı olarak fiberle rezin arasında boşluğa veya uygun olmayan birleşmeye neden olunmasıydı. Fiberle güçlendirmenln teoride olduğu kadar etkili olmaması endüstriyel ürünlerin hacim olarak %50%70 oranında fiber içermesi ile açıklanmıştır.

1980’li yılların sonlarında, araştırıcılar rezin tarafından fiberlerin tam doyurulması, fiber ile matrika arasındaki etkili birleşmenin önemine dikkat çekerek, diş hekimliği için uygun teknikler geliştirmeye başlamışlardır.

Bu tekniklerden biri, diş hekimi veya diş teknisyeninin fiber demetlerine düşük viskoziten rezlni elle uygulaması ve tam bir ıslatma sağlamasıdır. Bu uygulama uygun fiber ve rezin seçilmesi ve el becerisi gerektirmesi gibi dezavantajlara sahiptir. Diğer teknik İsa, kontrollü imal yöntemleri ile hazırlanmış, önceden doyurulmuş fiber demetlerinin kullanılmasıdır. Birkaç farklı İmal yöntemi bulunmasına rağmen bunların hepsinde fiberler fabrikasyon otarak rezin içine sarılarak, rezinin fiber yığını İçine girmesi sağlanmaktadır.

Fiberle Güçlendirilmiş Materyaller

Farklı imalat uygulamaları fiberlerin içeriğini ve son boyutunu, rezinin vizkozitesini, hazırlanma hızını, fiber yığınları üzerindeki gerilmeyi kontrol eder. Bu hazırlama işlemleri yüksek fiber içeriği, tam ıslatma, minimum eksiklik ve önceden doyurulmuş fiberle güçlendirilmiş kompozitieriri çapraz kesitinin boyutunun kontrolüne izin vermektedir.

Fiberle güçlendirilmiş kompozit restoratif materyal, matriks içinde fiber güçlendirmeden oluşan bir yapıdır ve Fiberle Güçlendirilmiş Kompozit (Fiber Reinforced CompositesFRC) olarak isimlendirilmektedir, FRC’de fiberler matriks içinde gömülü olarak bulunmaktadır. Diş hekimliğinde kullanılan matriks polimer veya rezin esaslı yapıda olup cam, karbon veya polietilen yapıdaki fiberler etrafında devamlı bir faz oluşturmaktadır. FRC’deki matriks yapı üzerine gelen yükleri, en güçlü kısmı olan fiberlere transfer etmekte ve sardığı fiberleri nem etkisinden korumaktadır.

Diş Hekimliğinde kullanılan Fiberler

1. KarbonGrafit Fiberler:

Karbon fiberler ticari olarak ilk defa 19601ı yılların başında üretilmiş ve diş hekimliğinde 1970 (erin başında kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde ticari olarak kullanılan karbon fiberlerin çoğu polyakrilonitrilin kombinasyonu ile hazırlanmaktadır. Ayrıca zift ve rayon gibi ön hazırlayıcı materyallerden de karbon fiberler üretilmektedir. Karbon fiberler ince tabakalardan meydana geferi grafitlerin birbiri içine dağılmış fibrillerinden meydana gelmektedir. Karbon fiberler önceleri polimetil metakrilat (PMMA) yapısını güçlendirmek için kullanılmış ve pofimerlerin kırılma dayanıklılarını arttırmıştır. Koyu rengi dezavantaj oluşturmaktadır. Bu yüzden son yıllarda estetiğin çok Önemli olmadığı, kanal postlarında kullanılmaktadır.

2.    Aramid Fiberler:

Aromatik poliamid fiberlerin jenerik ismidir. Organik polimerik yapıdaki bu fiberler pofy (paraphenyiene terephthaiamide) likit kristalin solüsyonlarından eğirilerek üretilmektedir. Gerilmeye karşı yüksek kuvvet ve dayanım göstermesine rağmen mikrofibriier yapısından dolayı sıkıştırma ve bükülme kuvvetlerine karşı diğer fiberlere oranla daha düşük dayanım göstermektedir. İlk kez DuPont tarafından ticari olarak Kevlar ismiyle üretilmiştir.

3.    Polietilen Fiberler:

Organik polimer yapısındaki bir diğer fiber de Ultra High Modulus VVeight Polietilen (UHMVVP) Fiberdir. Karbonkarbon çift bağı içeren bir hidrokarbon olan etilenin serbest radikal polimerizasyonu ile polietilen oluşturulmaktadır. Polietilenin eğirilmesi ile polimerik zincirler düzenlenmekte ve yüksek oryantasyona sahip polietilen fiberler meydana gelmektedir. Doğal rengi, düşük yoğunluğu ve biyolojik uyumluluğu gibi avantajları bulunmaktadır. Polietilen fiberlerin en büyük dezavantajı 140°C’den sonra yapısal olarak bozulmaları nedeniyle yüksek ısı ile polimerize olan kompozitlerle kullanılamamasıdır. Diş hekimliğinde kullanılan polietilen fiberlerle beklenen başarının sağlanamamasının polimer kompozitle fiberin adezyonundaki problemden kaynaklandığı bildirilmekte ve bunun nedeni olarak da fiberin yumuşak bir yüzeye sahip olması ve fiberde kimyasal bağlanma yüzeylerinin eksik olması gösterilmektedir. Bu yüzden son yıllarda polietilen fiberlerin yüzeyleri plazma ile işleme tabi tutularak polimer yapının fiberlere adezyonu arttırılmaya çatışılmaktadır.

4. Cam fiberler:

Cam fiber, camın ince fiamentler haline getirilmiş halidir. Camın oluşumundaki en önemli etken camın kristalizasyona uğramadan hızlı soğuyabilme kapasitesidir, Primer cam yapıcı materyaller silisyum oksit (Si02), boroksit (B203), germanyum oksit (Ge02), fosfor oksit (Pg^V ve arsenik oksit (As203) gibi oksitlerdir. Bu oksitler başka bir oksite ihtiyaç duymadan cam yapabilirler. En sık kullanılan cam yapıcı oksit Si02’dir. Her ne kadar bu oksitlerin tek başlarına cam yapabilme özellikleri varsa da bazı oksitler düzenleyici olarak kullanılmaktadır. Bunlar sodyum oksit (Na20). potasyım oksit (K20), kalsiyum oksit (CaO), magnezyum oksit (MgO), baryum oksit (BaO) ve civa oksit (PbO)’dir. Eki düzenleyici oksitler sayesinde camın akışkanlığı arttırılarak çatışma süresi uzatılabilmektedir. Ayrıca bu düzenleyiciler camın iyonik karakterinin arttırılmasını sağlayarak optik ve termal özelliklerinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.

Cam fiberler 1960’lann başından diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Renksizliği ve doku uyumu gibi avantajları sayesinde tercih edilir hale gelmiştir.

Dişhekimliğinde kullanılan cam fiberlerin kompozisyonları birbirinden farklılıklar göstermektedir. FRC’de kullanılan devamlı fiberler genellikle alkalisiz camdan oluşur ve elektiriksel cam yani Ecam olarak bilinmektedir. Ecam; Si2AI203GaOMgO sistemine dayanır ve bu sistem iyi cam oluşturabilme yeteneğine sahiptir.

Ecam yüksek CaO içeriğinden dolayı, bu kompozisyona benzer asidik solüsyonlardan düşük direnç göstermektedir.

Fiberle Güçlendirilmiş Materyaller

Cam fiberin yüzey enerjisini düşürebilir, Çünkü B203 suyla çok reaktiftir. Özellikle cam fiberin hazırlanması esnasında yüzeyde birikebilecek B203 FRC’nin ara yüzeyinde hidroliktik bozulmayı arttırmaktadır.

FRC’in mekanik kuvvetini etkileyen faktörler:

1. Fiberlerin Oryantasyonu: Tek yönlü fiberler uzun, devamlılık gösteren ve birbirine paralel seyreden, 67 um kalınlığında tek fiberlerden oluşan,

200.000 arasında değişen fiber demetleri halinde bulunmaktadır.

tek yönlü fiberlerin şematik diyagramı görülmektedir.

Tek yönlü fiberler kompozit yapıya anizotropik mekanik özellikler vermekte ve en yüksek gerilimin yönünün bilindiği durumlarda kullanımı uygun bulunmaktadır. Bu tip materyaller sabit bölümlü protezlerde destek alt yapı olarak bazı hareketli bölümlü protez şekillerinde ve kavite esasına dayanan periodontal splintterde uygulanmaktadır.

İki veya çok yönlü fiberler dokuma ve örgü tarzında yapılardır. Dokuma ve örgü tarzındaki cam ve polietilen fiberler.

Dokuma fiberler keten (linen), saten (satine) ve çapraz dokunmuş kumaş (twill) tarzında farklı yüzey yapılar içermektedir.

Dokuma ve örgü fiberler izotropik, başka bir deyişle ortotropik mekanik özelliklerine bağlı olarak kullanıldıkları kompozite her yönde dayanım sağlamaktadır. Bu nedenle kompozite uygulanacak en yüksek gerilimin yönünün bilinmediği durumlarda kullanımları uygun bulunmaktadır. Çok yönlü fiberlerin endikasyonları arasında kron, diş üstü protez ve yüzey tutuculuğu ile sağlanan periodontal splintler yer almaktadır.

Güçlendirmenin etkinliği yönünden karşılaştırıldığında çok yönlü fiberler gelen yüke 45°Tık açıda bulundukları için Krenchel faktörüne göre tek yönlü fiberlerin yarısı kadar güçlendirme sağlamaktadır.

Diş tedavisi sonrası hassasiyet nedn olur?

Dentinin asitlere karşı savunma mekanizması

Dentinin pulpayı, asitlere ve restoratif materyallerden kaynaklı kimyasal toksinlere karşı korumasında üç mekanizma olduğu düşünülmektedir. Bunlar; difüzyon sınırlaması, hidroliz için sınırlı nem ortamı ve hidroksit apatitin tamponlama gücüdür.

Birinci mekanizmada dentin boyunca oluşan difüzyon sınırlaması ve dokunun puipal tarafındaki kapiller dolaşım dentine uygulanan potansiyel toksinlerin konsantrasyonunu düşürerek pulpal hücreleri korur. İkinci mekanizmada; katı bir maddeden (öjenol gibi) yayılan potansiyel toksinler hidrofitik olduğunda dentinin ıslaklığı doku için koruyucudur. Kuvvetli asitlerle ilgili veriler ise üçüncü bir koruma mekanizmasını ortaya çıkarmıştır: Potansiyel toksin kuvvetli bir asit olduğunda, hidroksil apatitin tamponlama gücü dentinin koruyucu etkisine katkıda bulunur. Bu mekanizmalar canlı pulpalı İnsan dişlerinde geçerli olduğundan asitbaz reaksiyonunu esas alan dental materyaller (çinko fosfat siman, cam iyonomer siman) rutin doku kültür testlerinde aşırı toksik sonuçlar verse de klinik kullanımda geniş bir yer tutar.
Dentin yüzeyinde bağ oluşumunda fonksiyon gören kompanentler

1. Smear tabakasını kaldırmak ve dentin yüzeyini demineralize etmek, yani şartlandırmak için kullanılan asidik ajan: Dentinin asitle muamelesi sonucunda, minede olduğu gibi bir dağlama şekli oluşmamaktadır. Dentinin şartlandırılması ile smear tabakası kaldırılır, dentin tübülleri açılır, dentin geçirgenliği artar, intertübüler ve peritübüler dentin demineralize olur. Demineralizasyon derinliği, asidin ph konsantrasyonu, viskozitesi, şartlandırma süresi gibi çeşitli faktörlerden etkilenir. Asit, dentin matrisinde bulunan kollajen lifleri çeviren inorganik yapıyı çözer ve uzaklaştırır. Böylece kollajen lifler mineral desteğini kaybeder. Dentin tübülterinin ağız kısımları huni biçiminde açılır ve genişler, pörözite artar, kollajen ağı açılarak monomerin tübüllerin içine infiltrasyonu kolaylaşır

Dentin yüzeyine yaklaşık olarak 15sn asit uygulanır.

Asitlerin daha uzun süre uygulanması rezinin infiltrasyonuna direnç oluşturacak bir demineralizasyon derinliği oluşturur. Eğer kollajen lifler arasındaki boşluklar primer tarafından tamamen doldurulamazsa demineralizasyon bölgesinin derin kısımlarında yer alan kollajen korunmasız olarak kalır ve daha ilerde hidrolizis gerçekleşir ve parçalanır. Asit uygulandıktan ve suyla uzaklaştırıldıktan sonra yüzey hafifçe kurutulur. Eğer yüzey aşırı derecede kurutulursa kollajen fibrinler arasındaki suyun kaybı nedeniyle fibrinlerin yüzeyinde gerilim kuvvetleri oluşur ve büzülmelerine sebep olur. Kollajen îibrilter birbirlerine yaklaştığı için aralarında meydana gelen inter moleküller hidrojen bağları büzülme miktarını daha da arttırır. Bununla beraber yüzeyin gereğinden fazla nemli bırakılması da rezindentin ara yüzeyinde oluşan boşluklar nedeniyle bağlantıyı olumsuz etkiler. Nemli bağlanma kavram ı bu soruna bir çözüm getirmek amacıyla ortaya atılmıştır. Günümüzde daha çok aseton bazlı primerier nemli dentine uygulanarak, dentindeki su ile yer değiştirmek ve daha sonraki aşamada adeziv rezinin bu bölgelere penetrasyonu için uygun bir ortam hazırlamak amacıyla kullanılır. Nemli bağlanmada su bazlı primerier de kullanılmaktadır.

Bugün en çok kullanılan şartlandırıcılar: Fosforik asit; maleik asit ve sitrik asittir. Bu konuda yapılan İlk araştı analarda dentinin asitle muamelesinde, pulpa reaksiyonları rapor edilmiştir. Devam eden çalışmalarda dentin üzerine sürülen asit solüsyonlarının önemli miktarda tamponlama kapasitesine sahip oldukları gösterilmiştir. Bu konudaki en önemli bulgu ise, pulpa reaksiyonlarının en önemli nedeninin, restorasyon altındaki bakteri sayısı ile ilişkili olduğunun açıklanmasıdır. Bu bulgular, dentine asit uygulamasından sonra artan geçirgenlik nedeni ile bakteri invazyonunu açıklamakta, restoratif materyalin kavite kenarlarını iyi örtmemesi sonucu oluşan pulpa reaksiyonlarını göstermektedir.

Bu ajanlar üretici firmanın tavsiyesi ile kullanıldıklarında, 0,17,5 um derinlikte demineralize tabaka oluştururlar. Bağlantı kuvvetleri dentin yüzey sertliği düştükçe azalır. %3050 konsantrasyonda fosforik asit kullanılırsa, yüzey sertliği %15 ile %30 arasında azalır ve 10um den daha derin demineralizasyon oluşur. 10um15um derinlikteki demineralizasyon bölgesine monomerler etkili olarak penetre olamazlar. Çalışmalar, rezinin demineralizasyon tabakasının tabanına kadar penetre olup, burada polimerize olduğunda dentin bağı dayanırlığının iyi olacağını göstermiştir. Birçok araştırmacı aşırı demineralizasyonu engellemek için dentinde kullanılacak asitlerin konsantrasyonlarının düşük olması gerektiğini belirtmişlerdir. Self etch i ng pri m ere sahip ajanlar kontrollü bir şekilde demineralizasyon sağlarlar.

2. Dentinde uygulanan şartlandırma işlemi, daha düşük bir yüzey enerjisi oluşturur ve normal yapıştırıcı rezinlerle yüzeyin ıslanması zorlaşır. Bunu düzeltmek İçin primer ajana ihtiyaç vardır» Primerier su, etanol veya aseton gibi çözücülerde çözünmüş adezyon kuvvet geliştirici maddelerdir. Primerlerin yapısında iki farklı fonksiyonel grup vardır. Bunlardan hidrofilik fonksiyonel grup dentinin ıslanabiürliğini arttırarak adeziv rezinin dentin içine infiltrasyonunu sağlar. Hidrofobik fonksiyonel grup ise adeziv rezine bağlanmasını gerçekleştirir. Asit uygulaması İle demineralize edilmiş dentinde kollajen lifler arasında boşluklar meydana gelir. Primer, eriyen hidroksiapatit kristallerinin bıraktığı boşluktan doldurur ve İntertübüler dentindeki kollajenler çevresinde ağ biçiminde 15 pm kalınlığında bir tabaka oluşturur. Kollajen, kopolimer ve polimeri ite sarılmış hidroksiapatitten oluşan rezinle güçlendirilmiş, aside dirençli bu tabakaya hibrit tabakası, oluşum sürecine de hibridizasyon adı verilmiştir. Adeziv rezin uygulanana kadar polimerize olmayan bu tabaka, adeziv rezinlerin dentine mikro mekanik olarak bağlanmasında rol oynar. Şartlandırıcı ajanın ve primer ajanın tek

Dentin yüzeyinde bağ oluşumunda fonksiyon gören kompanentler

1. Smear tabakasını kaldırmak ve dentin yüzeyini demineralize etmek, yani şartlandırmak için kullanılan asidik ajan: Dentinin asitle muamelesi sonucunda, minede olduğu gibi bir dağlama şekli oluşmamaktadır, Dentinin şartlandırılması ite smear tabakası kaldırılır, dentin tübülleri açılır, dentin geçirgenliği artar, intertübüler ve peritûbüier dentin demineralize olur. Demineralizasyon derinliği, asidin ph konsantrasyonu, viskozitesi, şartlandırma süresi gibi çeşitli faktörlerden etkilenir. Asit, dentin matrisinde bulunan kollajen lifleri çeviren inorganik yapıyı çözer ve uzaklaştırır. Böylece kollajen lifler mineral desteğini kaybeder. Dentin tübüllerinin ağız kı

Besim 2.3a,b,c: Self etch sisteminde yüzeydeki dentin smear tabakası, asitleme ile şekillendirilmesi, bonding ajan ve resinin penetrasyonu

sımları huni biçiminde açılır ve genişler, pörözite artar, kollajen ağı açılarak monomerin tübüllerin içine infiltrasyonu kolaylar şır .Dentin yüzeyine yaklaşık olarak 15sn asit uygulanır.

Asitlerin daha uzun süre uygulanması rezinin infiltrasyonuna direnç oluşturacak bir demineralizasyon derinliği oluşturur. Eğer kollajen lifler arasındaki boşluklar primer tarafından tamamen doldurulamazsa demineralizasyon bölgesinin derin kısımlarında yer alan kollajen korunmasız olarak kalır ve daha ilerde hidrolizis gerçekleşir ve parçalanır. Asit uygulandıktan ve suyla uzaklaştırıldıktan sonra yüzey hafifçe kurutulur. Eğeryüz# aşın derecede kurutulursa kollajen fibrinler arasındaki suyun kaybı nedeniyle fibrinlerin yüzeyinde gerilim kuvvetleri oluşur ve büzülmelerine sebep olur. Kolla*011 fibriller birbirlerine yaklaştığı için aralarında meydana gelen inter moleküller hidrojen bağlan büzülme miktarını daha da arttırır. Bununla beraber yüzeyin gereğinden fazla nemli bırakılması da rezindentin ara yüzeyinde oluşan boşluklar nedeniyle bağlantıyı olumsuz etkiler. Nemli bağlanma kavramı bu soruna bir çözüm getirmek amacıyla ortaya atılmıştır. Günümüzde daha çok aseton bazlı primerier nemli dentine uygulanarak, dentindeki su ile yer değiştirmek ve daha sonraki aşamada adeziv rezinin bu bölgelere penetrasyonu için uygun bir ortam hazırlamak amacıyla kullanılır. Nemli bağlanmada su bazlı primerier de kullanılmaktadır.

Bugün en çok kullanılan şartlandıncılar: Fosforik asit; maleik asit ve sitrik asittir. Bu konuda yapılan İlk araştırmalarda dentinin asitle muamelesinde, pulpa reaksiyonları rapor edilmiştir. Devam eden çalışmalarda dentin üzerine sürülen asit solüsyonlarının önemli miktarda tamponlama kapasitesine sahip oldukları gösterilmiştir. Bu konudaki en önemli bulgu ise, pulpa reaksiyonlarının en önemli nedeninin, restorasyon altındaki bakteri sayısı ile ilişkili olduğunun açıklanmasıdır. Bu bulgular, dentine asit uygulamasından sonra artan geçirgenlik nedeni ile bakteri invazyonunu açıklamakta, restoratif materyalin kavite kenarlarını iyi örtmemesi sonucu oluşan pulpa reaksiyonlarım göstermektedir.

Bu ajanlar üretici firmanın tavsiyesi ile kullanıldıklarında, 0,17,5 um derinlikte demineralize tabaka oluştururlar. Bağlantı kuvvetleri dentin yüzey sertliği düştükçe azalır. %3050 konsantrasyonda fosforik asit kullanılırsa, yüzey sertliği %15 ile %30 arasında azalır ve 10um den daha derin demineralizasyon oluşur. 10um15um derinlikteki demineralizasyon bölgesine monomerler etkili olarak penetre olamazlar Çalışmalar, rezinin demineralizasyon tabakasının tabanına kadar penetre olup. burada polimerize olduğunda dentin bağı dayanırlığının iyi olacağını göstermiştir. Birçok araştırmacı aşın demineralizasyonu engellemek için dentinde kullanılacak asitlerin konsantrasyonlarının düşük olması gerektiğini belirtmişlerdir. Self etching primere sahip ajanlar kontrollü bir şekilde demineralizasyon sağlarlar .

2. Dentinde uygulanan şartlandırma işlemi, daha düşük bir yüzey enerjisi oluşturur ve normal yapıştırıcı rezinlerie yüzeyin ıslanması zorlaşır. Bunu düzeltmek

için primer ajana ihtiyaç vardır. Primerier su, etanol veya aseton gibi çözücülerde çözünmüş adezyon kuvvet geliştirici maddelerdir. Primerlerin yapısında iki farklı fonksiyonel grup vardır. Bunlardan hidrofilik fonksiyonel grup dentinin ıslanabilirliğini arttırarak adeziv rezinin dentin içine infiltrasyonunu sağlar. Hidrofobik fonksiyonel grup ise adeziv rezine bağlanmasını gerçekleştirir. Asit uygulaması ile demineralize edilmiş dentinde kollajen lifler arasında boşluklar meydana gelir. Primer, eriyen hidroksiapatit kristallerinin bıraktığı boşlukları doldurur ve intertübüler dentindeki kollajenler çevresinde ağ biçiminde 15 um kalınlığında bir tabaka oluşturur. Kollajen, kopolimer ve polimeri ile sarılmış hidroksiapatitten oluşan rezinle güçlendirilmiş, aside dirençli bu tabakaya hibrit tabakası, oluşum sürecine de hibridizasyon adı verilmiştir. Adeziv rezin uygulanana kadar polimerize olmayan bu tabaka, adeziv rezinlerin dentine mikro mekanik olarak bağlanmasında rol oynar. Şartlandırıcı ajanın ve primer ajanın tek bir şişede birleştirildiği self etching primere sahip sistemlerde; primer ajan olarak hareket eden moleküller aynı zamanda asidiktir ve dentin yüzeyini şartlandırırlarken yüzey enerjisini de ayarlarlar. Primer ajan içindeki, karboksil grupları suya atiniteleri nedeni ile primere hidrofilik özellik Sağlarlar, dentinin mükemmel ıslatılmasına izin verirler. Hidrofobik metakrilat grupları dentin yüzeyinden uzakta oryante olurlar ve son aşamada uygulanacak yapıştırıcı ajan için polimerize olabilen bir yüzey oluştururlar. Primerde kullanılan hidrofilik rezinler; HEMA (hidroksietil metakrilat ) PMDM (piromelitik dianhidrit ve 2_ hidroksietil metakrilat), BPDM (bifenil dimetakrilat), NTGGMA (Ntriglisin glisidimetakrilat) ve 4META (4metakriloetiltrimelit anhidrit )’dır.

3. Bağ oluşumunda son aşama; demineralize edilmiş, primer uygulanmış olan yüzeye adeziv rezin uygulamasıdır. 8u

komponent birçok sistemde yapıştırıcı ajan olarak adlandırılır. Adeziv rezinler kimyasal, ışıkla veya dual olarak polimerize olurlar. Primer uygulandıktan sonra oluşan hibrit tabakası adeziv rezinle birlikte polimerize olur. Oluşan adeziv rezin tabakasının stresleri absorbe ettiği ve kompozit rezinin polimerizasyonunda meydana gelen polimerizasyon büzülmesi sırasında ayrılmayı önlediği söylenmektedir. Varyasyonlar genellikle ıslatılabilirliği artıran, viskoziteyi ayarlayan TEGOMA (trietilen glikol dimetakrilat) ve BisGMA gibi hidrofobik monomer ve dentin yüzey ıslanabilirliliğini artırmak için HEMA gibi hidrofilik rezinlerle sınırlıdır. Primerin dentin yüzeyinde oryante olmuş hidrofobik metakrilat grupları ile bonding (yapıştırma) ajanın kopolimerizasyonu dentin

rezin bağını tamamlar.

Dentine olan bağlantı, dentin yüzeyinde hibrit tabakasının oluşmasına bağlıdır. Hibrit tabakası, monomerlerin dentinin kollajen ağında polimerize olarak mikro mekanik bağ oluşturmasıdır. Kompozit ve yapıştırıcı ajanlar üzerine dentinde oluşabilecek bağın kimyasal bağdan ziyade, mikro mekanik bağ olacağı belirtilmiştir.

Yapıştırıcı ajanın polimerizasyonunu engelleyebilecek oksijen temasının olmaması için ajan yeterli kalınlıkta olmalıdır. Adeziv rezin yüzeye fırça ile sürütür, ince uniform bir tabaka oluşturulur. Hava sıkılarak kalınlığın azaltılmasından kaçınılmalıdır. Çünkü bu tabakanın fazla inceltilmesinin makaslama bağlantı direncini azalttığı söylenmektedir. Bu tabakanın kalınlığı 125 um olduğunda, kompozit rezinin polimerizasyon büzülmesi streslerinin de azaldığı gözlenmiştir.

Dentin rezin bağlantısını etkileyen bir diğer faktör kullanılan kompozit rezindir. Kompozit rezin polimerizasyon sırasında büzülür ve büzülme derecesi materyalin doldurucu içeriğine bağlıdır. Mikro dolduruculu kompozit rezinler, diğer kompozit rezinlerden daha fazla büzülürler. Ancak young modülleri daha düşüktür. Düşük modüllü kompozit rezinler akma özellikleri nedeni ile büzülme streslerinden kurtulurlar. Sert ve yüksek modüllü materyaller akışkan değildir ve bundan dolayı, polimerizasyon büzülme streslerini daha az kompanse ederler. Ek olarak yüksek doldurulmuş kompozit rezinler kuvvetlere maruz kaldıklarında esneyemezter. Bu nedenle tampon oluşturacak veya stres kırıcı olarak rol oynayacak düşük viskozitede ve düşük modüllü bağlayıcı ajan kullanılmalıdır.

Dentin rezin bağında bir başka önemli faktör, diş dokuları ve kullanılan materyal arasındaki termal genleşme katsayı farkları ve diş ile restorasyon arasındaki muhtemel boşluğu kaplayan sıvının termal genleşmesidir. Kullanılan materyal ile diş dokusu arasındaki termal genleşme katsayısı önemli derecede farklı ise, diş ısı değişikliklerine maruz kaldığında, restoratif materyal altındaki boşluk boyutu değişecektir. Düşük ısılar, negatif bir ara yüz basıncı meydana getirir ve ara yüzde boşluk oluşturur ve bu bölgeye sıvının girmesine neden olur. Isı arttığında ara yüz basıncı artar, boşluklar kapanır ve sıvılar bu bölgeden çıkarlar.

Dentin bağını etkileyen bir diğer faktör de normal dentin yüzey yapısının yanında dentin yapısını ve kimyasını değiştirebilecek patolojik dentinin mevcudiyetidir. Çürükten etkilenmiş dentin, skleroze servikal erozyon lezyonları, dentin yapısının patolojik olarak değiştiğini gösteren örneklerdir. Çalışmalar, sklerotik dentindeki tübülün kristal deposu olduğunu ve dentin hassasiyetini yitirdiğini göstermiştir. Sklerotik dentin, asidik şartlandırıcı solüsyonlara dirençlidir. Sklerotik servikal lezyonlarda dentin adezivlerinin klinik performansları, normal dentindeki kadar tatmin edici değildir.

Estetik Diş Hekimliği

Estetik diş hekimliği gülümsemenizi düzelterek görünüşünüzü tamamen değiştirir, yenilenen dişlerinizle kendinize güveniniz artar ve daha iyi hissedersiniz.Estetik diş hekimliği gülümsemenizi düzelterek görünüşünüzü tamamen değiştirir, yenilenen dişlerinizle kendinize güveniniz artar ve daha iyi hissedersiniz.

Estetik diş hekimliği ile dişlerinizin rengini beyazlatma, yeniden şekillendirip, gülüşünüzü ‘tamir etme’ şansına sahipsiniz.

ESTETİK DİŞ UYGULAMALARI

kron ve köprüler, porselen laminatlar, inlay – onlayler, diş beyazlatma, dişeti ameliyatları, ve diş renginde dolgulardır. Bu tedavilerin tamamı kliniğimizde rutin olarak uygulanmaktadır.

20120509-225700.jpg diş hekimliğinde hızla gelişen teknolojiler estetik diş hekimliğinin de başarıya ulaşmasına yardımcı olmaktadır. Özellikle bilgisayar teknolojilerinin diş hekimliğinde kullanılması ile beraber gerek ölçülerin gerekse ağız içerisinden doğrudan ölçü alınmasının önü açılmıştır. Üzerine kaplama yapılacak dişler bilgisayar ortamına aktarıldığında hatasız diş tasarımları yapıla bilir. Tasarım yapılırken sadece bilgisayar verileri değil teknisyenin bilgi ve tecrübeleri doğrultusunda düzenlemeler yapılır. Teknisyen gerekli gördüğü yerlerde yapılacak dişin tasarımını değiştirir. Bu sayede hem daha estetik hem de daha uzun Ömürlü diş kaplamaları yapılması mümkün olmaktadır. Bilgisayar datasında bulunan tasarım örnekleri haricinde yeterli dayanıklılık gösteremeyecek bir tasarım yapıldığı nda uyarı verir. Bu sayede diş teknisyenin hata yapması da önlenmiş olur. Uzun Ömürlü ve estetik diş kaplamaları için bilgisayar teknolojileri bu sayede büyük katkı sağlamış olur.

ESTETİK KAPLAMA

Dişlerde renk bozukluğu, kırıklar, çatlaklar, aşınmalar veya yüzey bozuklukları bulunduğunda diş üzerinin kaplanması gerekebilir. Bazen ilgili dişler nedeni ile diş kaplaması yapama hekim tarafından uygun görülebilir. Estetik diş kaplaması denildiğinde dişin üzerine geçirilen kaplamanın hastanın kendi dişlerinden daha güzel olması gülümsemesine ve görüntüsüne olumlu katkı sağlaması beklenir. Uzun yıllar kullanılan metal destekli porselen diş kaplamaları estetik olarak daha iyi görünüm sağlamaya çalışmıştır. Ancak metal’in bazı olumsuz özellikleri nedeni ile bu gayret sınırlı kalmıştır. Özellikle diş eti kenarında renk koyunlu yapması en büyük dezavantajdır.

Metalin vücut ile biyolojik olarak tam uyumlu olmaması bazı hastalarda alerjiye neden olması büyük bir dezavantaj olarak ortaya çıkmıştır. Diğer önemli bir dezavantajla metalin üretim tekniğinde eritilerek dökülmesi olmuştur. Eriyen metal genleşir ve oksitleniyor. Metalin ölçü model üzerine oturabilmesi için iç kısmından açındırma yapmak gerekir. Bu ağaçlandırma sırasında diş ile kaplama metali arasında oluşan boşluklar ağızda yapıştırma simanı ile kapatılsa da zaman içerisinde bu Sema’nın erimesi ve oluşan boşluğum çürümesi gibi SORUNLAR ortaya çıkmaktadır.

 

 

 

Porselen dis kaplama. Fiyat ücret

Porselen Kaplama

Porselen Kaplama Hangi Durumlarda Önerilir?
Ağız içinde diş kayıpları varsa, bu bölgede oluşan boşlukların doldurulması için porselen kaplama uygulanan başlıca tedavi şekillerindendir. Diş aralarında kolaylıkla birikebilen besin artıkları boşluğun her iki yanındaki sağlam dişlere ve dişetine zarar verir. Dişlerin zamanla buradaki boşluğa kayarak aralarının seyrelmesine neden olur. Dişlerin arasındaki boşluklar yiyeceklerin bu bölgede çiğnenmesi konusunda sıkıntılar yaşatır. Boşluk nedeniyle tek taraftan yapılan çiğnemeler zamanla çene ekleminde sorunlara neden olur. Tüm bu sorunlarla karşılaşmamak için diş kayıplarında diş hekimlerimizin önereceği başlıca tedavi şekillerinden biri porselen kaplama olacaktır.

Cam fiber diş köprüsü kaplama değildir.

CAM FİBER DİŞ Posted in CAM FİBER DİŞ, DİŞ ETİ, DİŞ FİYATLARI, DİŞ HASTANELERİ, ESTETİK DİŞ HEKİMLİĞİ, GENEL DİŞ HEKİMLİĞİ, İMPLANT, PEDODONTİ, PROTEZ, TEDAVİ, ZİRKONYUM
Cam fiber teknolojisi sayesinde diş kesimi yapmaya gerek kalmadan eksik dişin yerine diş koyma imkanı sağlanabiliyor.
Bu teknik ile sağlıklı dişleri kesmekten kurtulan hastaların çok memnun olduklarını belirtti.
Özellikle tek diş ekskliği olanlar kapanışları müsait ise bu yöntemle diş yaptırabiliyorlar.
İmplantların da uygulanmasına gerek kalmayan yöntem iki diş üzerine yapıştırılan güçlendirilmiş cam fiber malzemenin üzerine diş şekli verilmesi ile yapılabiliyor.

Eksik dişinizin yerine hiç diş kestrmeden ve implant yaptırmadan diş yaptırabilirsiniz.

Modern diş hekimliğinde , fiber takviyeli sabit diş protezleri
klasik metal-seramiklerin yerini almaya ve yararlı bir alternatif olmaya başlamıştır.

Bu yöntem için muhafazakar bir yaklaşımda olmamak gerekir.
Eksik dişlerin yerine diş yaparken yan dişlerin kesilmesi gibi bazı sakıncaların üstesinden gelebilmeyi sağlayan cam fiber diş köprüleri her geçen gün daha fazla kullanılmaya başlamıştır.
Diş eksikliği olan hasta hem estetik hemde fonksiyonel köprülerine tek bir seanslık tedavi ile kavuşabilir.

Diş Hekimi bu tedaviyi tavsiye ediyorsa hemen uygulyın. Kesim yok kan yok.

20111222-091606.jpg

Kanal tedavisi istanbul bakirköy diş hekimi

Ağız ve Diş Cerrahisinin her alanında gelişmiş tanı ve tedavi hizmeti sunan klinigimiz koruyucu diş hekimliği, Endodonti, ağız ve çene cerrahisi, periodontoloji, implantoloji, estetik diş hekimliği, protetik diş tedavisi, cerrahi tedavi(gömülü diş çekimleri operasyonları, kist operasyonu, implant ) , alanlarında modern ve en gelişmiş uygulamalarla hizmet veriyor.

Koruyucu Diş Hekimliği Uygulamaları

Diş yapılarının gelişimsel ve kazanılmış hastalıklar nedeniyle bozulan formlarını düzelterek restore etmek, dişin fonksiyon ve estetiğini kazandırmak ve en önemlisi patolojinin yeniden oluşmasını engelleyerek, önleyici tedbirleri almak koruyucu diş hekimliği alanında modern tedavi uygulamaları gerçekleştirilmektedir.

Endodonti

Pulpa (diş özü) ve periopikal (kök ucu çerçevesi) dokuların hastalıkları ile bu hastalıkların etyolojisi teşhise ve tedavilerini konu edilen diş hekimliği dalıdır. Hastanelerimizde reverzibl ve irreverzibl pulpa hastalıklarının tedavilerine yönelik işlemler uygulanmaktadır. Dişin canlılığının korunamadığı veya enfeksiyon nedeniyle canlılığını kaybetmiş dişlerde kanal tedavisi uygulanmaktadır. Kliniklerimizde kullandığımız döner aletlerle bu tedaviyi çok daha kısa sürede bitirebilmekteyiz.

Ağız ve Çene Cerrahisi

Gömülü diş operasyonları, apikal rezeksiyon, çekim gibi minör işlemler lokal anestezi altında gerçekleştirilmektedir. Bunun yansıra mental yetersizliği olan hastalarımıza genel anestezi altında bütün diş tedavileri yapılmaktadır. Dental implant uygulamamızda ise eksik bir dişin yerini almak üzere çene kemiğine yerleştirilen titanyumdan yapılmış küçük bir dayanağın üzerine yeni bir protez yapılmaktadır.

20111217-193252.jpg

Fiberle güçlendirilmiş kompozitlerin kullanımı

Fiberle güçlendirilmiş kompozitlerin kullanımıcam fiber dis

Diş eksikliğinin giderilmesinde

1- Köprü protezi olarak kullanımı,

Günümüzde restoratif diş hekimliğinde, metal alt yapının kullanılmadığı, kompozit yapay dişlerin komşu doğal dişlere yüksek yoğunlukta fiberler kullanılarak bağlandığı teknikler geliştirilmiştir.Dişte minimal operasyon gerektirmeleri,estetik olmaları,kısa sürede (tek seansta) hazırlanabilmeleri,metal içermemeleri, biyo uyumlu olmaları,tüm kompozit resin restorasyonları gibi tamiri kolay,yeniden polisaj yapılabilir olmaları,implant protezlere göre daha ekonomik ve cerrahi risk taşımamaları bu tip restorasyonların avantajlarıdır.

Metal destekli seramik restorasyonlara altarnatif olarak geliştirilen bu köprüler, travma yada başarısız endodontik tedavi nedeniyle kaybedilen dişlerin restorasyonunda,periodontal prognozun şüpheli olduğu durumlarda,lokal anesteziyi tolere edemeyen ve medikal nedenlerle uzun süreli tedavi uygulanamayan vakalarda kullanılabilmektedir.

Yapılan çalışmalarda bu tip destekli restorasyon ile destek diş arasındaki bağlanma dayanımının, metal destekli protetik restorasyonların destek dişe bağlanmalarına göre %50-100 oranında daha fazla olduğu belirtilmiştir.

2.Sallanan dişlerin splintlenmesi (sabitlenmesi)

3.Kırık diş restorasyonlarında

4.Endodontik post metaryeli olarak kullanımı

20111217-094212.jpg