İmplant

İmplant diş tedavisi için çok önemli bir konuma gelen Türkiye artık bu konuda bir üretci olarak da bilinen bir ülke.
İmplant fiyatları Türkiyede üretilecek implant sayesinde dünya ile güçlü bir şekilde rekabet edebilecek konuma geldi.
Diş tedavileri konusunda uzun zamandır bütün Avrupa ülkelerinde tercih edilen Türkiyede diş tedavisi ve implant artık bütün Dünyada bilinir olacak. Devlet teşvikleri ile başlayan implant diş üretimi maliyet olarak düşük kalite olarak diğer firmalar ile aynı özellikleri taşıyor.

Diş Hekimi İstanbul
Tel:+90(212)549 3474347

Reklamlar

Diş macunları

Diş macunları uzun yıllardır kullanılır ve diş sağlığının oluşmasında önemli rol oynar diş fırçalamada ilk amaç estetik 1 aslında ön dişlerin arka dişler den daha dikkatli fırçalanması sadece bu dişlerin kolay parçalanmasından kaynaklanmakta bunların görünen dişler olması kişinin bu bölgeye ayrılır önem vermesini sağlamaktadır.  Insanlar dişlerini estetik sebeplerle fırçalamaya mecbur kalmaktadırlar ohalde diş yüzeylerine koruyucu veya tedavi amaçlı bir madde sürülecek s burada en iyi yol diş macunundan yararlanmaktadır böylece insana hem estetik amaçlı dişlerim fırçalanmış hem de onun içindeki yararlı maddelerden istifade etmiş olurlar.  Iyi bir diş macununda aranan özellikler şunlardır.  Dişin bakteri planı gidermeli ve bu işlem sırasında mine ve ben yine zarar vermemeli Iyi bir temizleme yapmalı.  Yumuşak partiküller bir aşındırıcı ya sahip olmalı.  Ağız mukozasına irritan etki göstermemeli.  Bütün bileşenleri vücut sağlığı için zararsız olmalı.  Ağza ferahlık vermeli ağız ve dişler den kolay temizlenebilme li akıcı parlak olmalı uygun fiyatlı olmalıdır.  Diş macunları çocuk durdurucu asit nötralize edilir bakteri öldürücü engin inhibe edici diş taşları oluşumunu önleyici beyazlatıcı bentin hassasiyetini tedavi edici ve hatta diş eti hastalıklarını önleyici maddeler ile zenginleştirilmiş bilmektedir diş macunları içindeki bu etkin maddeler hergeçen  gün artmaktadır.

Fiberle Güçlendirilmiş Diş köprüsü

Fiberle Güçlendirilmiş Diş köprüsü

Klinik diş hekimliğinde fiberle güçlendirmeler 1960 ve 7011 yıllarda araştırıcılar atandan polfmatlf metakrilat protezleri cam veya karbon fiberlerle göçlondirmoye çalışmışlar, daha sonra 1080’H yıllarda benzer denemeler tekrarlanmıştır. Implant üttü sabit protez restorasyonları, ortodontik tutucular ve «puntlar İçin fiberle güçlendirilmiş protetik  alt yapı yapımına yönelik İlk çabalar başlatılmıştır, Bu materyaller ve tekniklerin laboratuvar denemelerinde artmış mekanik özellikler göstermelerine rağmen, klinik kullanımda mekanik özellikler göstermelarlne rağmen, klinik kullanımda mekanik özelliklerin yetersizliği ve uygulama zorluklarından dolayı, çok fazla kabul görmemişlerdir.

cam fiber diş köprüsüTavsiye edilen uygulamaların çoğu, fiberlerin dental rezin içine el ile yerleştirilmesi İle ilgiliydi. Bu uygulamalar sırasında serbest fiberleri el ile şekillendirmek çok zor olmakta ve bozulmalarını ve/veya kontamlne olmalarını engellemek İçin çok büyük dikkat gerekmekteydi. Bu yüzden fiberlerin eklenmesiyle mekanik özellikler artarken, bu ilerlemenin derecesi ticari ui’ünlerdo sağlanan başarıdan çok uzaktaydı. Beklenenden daha düşük mekanik sonuçlar alınmasının İki sebebi olabilece

Öl düşünülmekteydi. Bunlardan birincisi dentairazinlerin içine yerleştirilen fiberin atkın İçeriğinin hacım olarak %15’den dü•* olması, ikincisi isa fiber yığınlarının razınla düşük oranda ıslatılabilmesi ve buna bağlı olarak fiberle rezin arasında boşluğa veya uygun olmayan birleşmeye neden olunmasıydı. Fiberle güçlendirmenln teoride olduğu kadar etkili olmaması endüstriyel ürünlerin hacim olarak %50%70 oranında fiber içermesi ile açıklanmıştır.

1980’li yılların sonlarında, araştırıcılar rezin tarafından fiberlerin tam doyurulması, fiber ile matrika arasındaki etkili birleşmenin önemine dikkat çekerek, diş hekimliği için uygun teknikler geliştirmeye başlamışlardır.

Bu tekniklerden biri, diş hekimi veya diş teknisyeninin fiber demetlerine düşük viskoziten rezlni elle uygulaması ve tam bir ıslatma sağlamasıdır. Bu uygulama uygun fiber ve rezin seçilmesi ve el becerisi gerektirmesi gibi dezavantajlara sahiptir. Diğer teknik İsa, kontrollü imal yöntemleri ile hazırlanmış, önceden doyurulmuş fiber demetlerinin kullanılmasıdır. Birkaç farklı İmal yöntemi bulunmasına rağmen bunların hepsinde fiberler fabrikasyon otarak rezin içine sarılarak, rezinin fiber yığını İçine girmesi sağlanmaktadır.

Fiberle Güçlendirilmiş Materyaller

Farklı imalat uygulamaları fiberlerin içeriğini ve son boyutunu, rezinin vizkozitesini, hazırlanma hızını, fiber yığınları üzerindeki gerilmeyi kontrol eder. Bu hazırlama işlemleri yüksek fiber içeriği, tam ıslatma, minimum eksiklik ve önceden doyurulmuş fiberle güçlendirilmiş kompozitieriri çapraz kesitinin boyutunun kontrolüne izin vermektedir.

Fiberle güçlendirilmiş kompozit restoratif materyal, matriks içinde fiber güçlendirmeden oluşan bir yapıdır ve Fiberle Güçlendirilmiş Kompozit (Fiber Reinforced CompositesFRC) olarak isimlendirilmektedir, FRC’de fiberler matriks içinde gömülü olarak bulunmaktadır. Diş hekimliğinde kullanılan matriks polimer veya rezin esaslı yapıda olup cam, karbon veya polietilen yapıdaki fiberler etrafında devamlı bir faz oluşturmaktadır. FRC’deki matriks yapı üzerine gelen yükleri, en güçlü kısmı olan fiberlere transfer etmekte ve sardığı fiberleri nem etkisinden korumaktadır.

Diş Hekimliğinde kullanılan Fiberler

1. KarbonGrafit Fiberler:

Karbon fiberler ticari olarak ilk defa 19601ı yılların başında üretilmiş ve diş hekimliğinde 1970 (erin başında kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde ticari olarak kullanılan karbon fiberlerin çoğu polyakrilonitrilin kombinasyonu ile hazırlanmaktadır. Ayrıca zift ve rayon gibi ön hazırlayıcı materyallerden de karbon fiberler üretilmektedir. Karbon fiberler ince tabakalardan meydana geferi grafitlerin birbiri içine dağılmış fibrillerinden meydana gelmektedir. Karbon fiberler önceleri polimetil metakrilat (PMMA) yapısını güçlendirmek için kullanılmış ve pofimerlerin kırılma dayanıklılarını arttırmıştır. Koyu rengi dezavantaj oluşturmaktadır. Bu yüzden son yıllarda estetiğin çok Önemli olmadığı, kanal postlarında kullanılmaktadır.

2.    Aramid Fiberler:

Aromatik poliamid fiberlerin jenerik ismidir. Organik polimerik yapıdaki bu fiberler pofy (paraphenyiene terephthaiamide) likit kristalin solüsyonlarından eğirilerek üretilmektedir. Gerilmeye karşı yüksek kuvvet ve dayanım göstermesine rağmen mikrofibriier yapısından dolayı sıkıştırma ve bükülme kuvvetlerine karşı diğer fiberlere oranla daha düşük dayanım göstermektedir. İlk kez DuPont tarafından ticari olarak Kevlar ismiyle üretilmiştir.

3.    Polietilen Fiberler:

Organik polimer yapısındaki bir diğer fiber de Ultra High Modulus VVeight Polietilen (UHMVVP) Fiberdir. Karbonkarbon çift bağı içeren bir hidrokarbon olan etilenin serbest radikal polimerizasyonu ile polietilen oluşturulmaktadır. Polietilenin eğirilmesi ile polimerik zincirler düzenlenmekte ve yüksek oryantasyona sahip polietilen fiberler meydana gelmektedir. Doğal rengi, düşük yoğunluğu ve biyolojik uyumluluğu gibi avantajları bulunmaktadır. Polietilen fiberlerin en büyük dezavantajı 140°C’den sonra yapısal olarak bozulmaları nedeniyle yüksek ısı ile polimerize olan kompozitlerle kullanılamamasıdır. Diş hekimliğinde kullanılan polietilen fiberlerle beklenen başarının sağlanamamasının polimer kompozitle fiberin adezyonundaki problemden kaynaklandığı bildirilmekte ve bunun nedeni olarak da fiberin yumuşak bir yüzeye sahip olması ve fiberde kimyasal bağlanma yüzeylerinin eksik olması gösterilmektedir. Bu yüzden son yıllarda polietilen fiberlerin yüzeyleri plazma ile işleme tabi tutularak polimer yapının fiberlere adezyonu arttırılmaya çatışılmaktadır.

4. Cam fiberler:

Cam fiber, camın ince fiamentler haline getirilmiş halidir. Camın oluşumundaki en önemli etken camın kristalizasyona uğramadan hızlı soğuyabilme kapasitesidir, Primer cam yapıcı materyaller silisyum oksit (Si02), boroksit (B203), germanyum oksit (Ge02), fosfor oksit (Pg^V ve arsenik oksit (As203) gibi oksitlerdir. Bu oksitler başka bir oksite ihtiyaç duymadan cam yapabilirler. En sık kullanılan cam yapıcı oksit Si02’dir. Her ne kadar bu oksitlerin tek başlarına cam yapabilme özellikleri varsa da bazı oksitler düzenleyici olarak kullanılmaktadır. Bunlar sodyum oksit (Na20). potasyım oksit (K20), kalsiyum oksit (CaO), magnezyum oksit (MgO), baryum oksit (BaO) ve civa oksit (PbO)’dir. Eki düzenleyici oksitler sayesinde camın akışkanlığı arttırılarak çatışma süresi uzatılabilmektedir. Ayrıca bu düzenleyiciler camın iyonik karakterinin arttırılmasını sağlayarak optik ve termal özelliklerinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.

Cam fiberler 1960’lann başından diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Renksizliği ve doku uyumu gibi avantajları sayesinde tercih edilir hale gelmiştir.

Dişhekimliğinde kullanılan cam fiberlerin kompozisyonları birbirinden farklılıklar göstermektedir. FRC’de kullanılan devamlı fiberler genellikle alkalisiz camdan oluşur ve elektiriksel cam yani Ecam olarak bilinmektedir. Ecam; Si2AI203GaOMgO sistemine dayanır ve bu sistem iyi cam oluşturabilme yeteneğine sahiptir.

Ecam yüksek CaO içeriğinden dolayı, bu kompozisyona benzer asidik solüsyonlardan düşük direnç göstermektedir.

Fiberle Güçlendirilmiş Materyaller

Cam fiberin yüzey enerjisini düşürebilir, Çünkü B203 suyla çok reaktiftir. Özellikle cam fiberin hazırlanması esnasında yüzeyde birikebilecek B203 FRC’nin ara yüzeyinde hidroliktik bozulmayı arttırmaktadır.

FRC’in mekanik kuvvetini etkileyen faktörler:

1. Fiberlerin Oryantasyonu: Tek yönlü fiberler uzun, devamlılık gösteren ve birbirine paralel seyreden, 67 um kalınlığında tek fiberlerden oluşan,

200.000 arasında değişen fiber demetleri halinde bulunmaktadır.

tek yönlü fiberlerin şematik diyagramı görülmektedir.

Tek yönlü fiberler kompozit yapıya anizotropik mekanik özellikler vermekte ve en yüksek gerilimin yönünün bilindiği durumlarda kullanımı uygun bulunmaktadır. Bu tip materyaller sabit bölümlü protezlerde destek alt yapı olarak bazı hareketli bölümlü protez şekillerinde ve kavite esasına dayanan periodontal splintterde uygulanmaktadır.

İki veya çok yönlü fiberler dokuma ve örgü tarzında yapılardır. Dokuma ve örgü tarzındaki cam ve polietilen fiberler.

Dokuma fiberler keten (linen), saten (satine) ve çapraz dokunmuş kumaş (twill) tarzında farklı yüzey yapılar içermektedir.

Dokuma ve örgü fiberler izotropik, başka bir deyişle ortotropik mekanik özelliklerine bağlı olarak kullanıldıkları kompozite her yönde dayanım sağlamaktadır. Bu nedenle kompozite uygulanacak en yüksek gerilimin yönünün bilinmediği durumlarda kullanımları uygun bulunmaktadır. Çok yönlü fiberlerin endikasyonları arasında kron, diş üstü protez ve yüzey tutuculuğu ile sağlanan periodontal splintler yer almaktadır.

Güçlendirmenin etkinliği yönünden karşılaştırıldığında çok yönlü fiberler gelen yüke 45°Tık açıda bulundukları için Krenchel faktörüne göre tek yönlü fiberlerin yarısı kadar güçlendirme sağlamaktadır.

Lazerli dolgu beyaz diş dolgusu

Dişhekimliğinde amaç, doğru tanı ve eksiksiz bir tedavi sonucunda hastaya doğal diş görünümünün ve fonksiyonun yeniden kazandırılmaya çalışılmasıdır. Doğal görünüm kavramı sosyal, kültürel ve psikolojik faktörlerin etkisiyle bireyler arasında farklılıklar gösterir. Bu alanda son zamanlarda yapılan tüm çalışmalar, diş dokularında çeşitli nedenlerle oluşan kayıpların giderilmesinde kullanılacak diş renkli restorasyon materyallerinin ve yöntemlerinin bulunması üzerine yoğunlaşmıştır. Çiğneme fonksiyonu ve tutuculuğun yanı sıra hastaların artan estetik eğilimleri nedeniyle yapılan restorasyonlarda diş yapısından minimum doku uzaklaştırarak maksimum fonksiyon, tutuculuk, dayanıklılık ve estetik sağlanmaya çalışılmaktadır.

Kompozit, sert, çakıl taşına benzer doldurucu partikülleri olan kum veya çakıl taşına benzer bir materyal olup doldurucu partikülleri bir arada tutan ikinci bir materyal olan sert bir matrisle çevrelenmiştir. Matris materyali genellikle pasta şeklinde olup, bir katalizör eklendiğinde veya ışık tutulduğunda aktive olarak sertleşmeye başlar. Sertleşmeden önce bir modele veya diş çukurcuğuna yerleştirilmek üzere dizayn edilmiştir. Estetik uygulamalar için ideal bir materyaldir.

Direkt estetik materyallerin gelişimi,gerçek anlamda 1871 yılında silikat simanlarla başlamıştır. Bunu, 1945 yılından itibaren estetik restorasyonlar için önerilen doldurucu içermeyen rezinler izlemiştir. Bu süreçte izlenen en önemli gelişmeler, Bovven’in BİSGMA yapısını bulması, Buonocore’un geliştirdiği asitle pürüzlendirme tekniği ve bonding sistemlerinin geliştirilmesidir. Kompozit materyali 1962 yılında Dr Ray Bowen taralından tanıtılmış ve günümüze kadar önemli gelişmeler göstermiştir. Kompozitler, polimerize edildiğinde çapraz bağlı sert pollmerlere dönüşen yüksek moleküler ağırlığa sahip polimerler olarak tarif edilebilir.

Tozlikit karışımı ile diş hekimliğine giren kompozitler, daha sonra iki pat şeklinde kullanılmış, ancak çalışmalar ve klinik deneyimler sonrası iki patın karıştırılması ile hava kabarcıklarının kalabildiği ve bu hava kabarcıkları nedeniyle aşınmaya karşı direncinin düştüğü gözlemlenmiştir. Kimyasal olarak polimerize olan bu kompozitlerde çalışma süresinin kısa olması nedeniyle uygulamada başarısızlıklar olabildiği gibi, kompozitin tek seferde kütlesel olarak kaviteye uygulanması zorunluluğu da polimerizasyon miktarını arttırmaktaydı. Bu nedenlerle günümüzde tek pat şeklinde ve dalga boyu ortalama 460 nm olan, görünür ışıkla polimerize edilen kompozitler geliştirilmiştir.

Kompozitlerin (Lazerli dolgu beyaz diş dolgusu) yapısı

Kompozitler yapı olarak üç ayrı komponentten oluşur;

1. Organik komponent (organikfaz): BİSGMA (Bis Phenol A Glycidy Methacrylate) ve UDMA (Urethane Dimetacryiate)’dır. İkisi de aşırı derecede viskoz yapıda olup, viskoziteyi azaltmak için TEGDMA (Triethylene Glycol Dimethacrylate) ilave edilir. Farklı renkleri oluşturabilmek için kompozitlerin içine ayrıca çeşitli organik ve inorganik pigmentler ilave edilir.

2. İnorganik komponent (inorganik faz): Çeşitli şekil ve büyüklükteki kuartz borosılikat cam, baryum, çinko, stronsiyum, seramik ve silika  Bu faz kompozitin başansı dan büyük önem taşır.

Kompozitlerin fiziksel özellikleri büyüt oranda dolduruculara, bağlayıcı ve or nik matrikse bağlıdır. Dayanıklılığı, s^ ği, aşınmaya direnci ve termal genleşm katsayısı, doldurucu ve bağlayıcı türüne6 renk stabilitesi ve yumuşama eğilimi ise organik matrise bağlı olan özelliklerdir

Kompozitlerin sınıflandırılması A. Doldurucu partikülün hacimsel ya da ağırlık oranına göre

A1. Akıcı (Flovvable) Kompozitler: inorganik doldurucu bakımından daha az partikül içeren ve katı kıvamda olmayan kompozitlerdir. Aşınma direnci ve kuvveti açısından zayıftır.

A. 2 Packable Kompozitler: Yüksek

dansite gösteren posterior kompozitlere

denir. Doldurucu partikülleri büyük oldu

ğundan bitirme ve polisaj işleminden son

ra pürüzlü yüzey oluşma riski fazladır.

B. Polimerizasyon yöntemlerine

göre

B-. Kimyasal olarak polimerize olan kompozitler: Çift pat sisteminde üretilirler ve polimerizasyon iki patın karıştırılması ile kimyasal yolla başlar. Polimerizasyon büzülmesi ve marjinlerde stres birikimine rastlanır.

B–. Işık ile polimerize olan kompozitler: Tek pat sisteminde üretilirler ve poimerizasyon ışık ile oluşur. Polimerizasyonu başlatan mavi ışık, 420450 nm dalga boyundadır. Işık kaynağı tungsten halojen ampuldür.

C–. Makroiil kompozitler: Partikülter genellikle 110 um büyüklüğündedir. Aralarında 10100 um büyüklüğünde partjküllere de rastlanır. Geleneksel kompozitler, makrofil kompozitler olarak adlandırılır. Unfilled akrilik rezinlere oranla 45 kat daha fazla sıkışma dayanıklılığı, 2 kat daha fazla gerilme dayanıklılığı gösterirler ve su absorbsiyonları daha düşüktür.

C—. Minifil kompozitler: Doldurucu partikül büyüklüğü 0.11 um arasında olup partikül miktan büyük partiküllülere oranla daha fazladır. İnorganik partiküllerin daha küçük olması düzgün bir yüzey elde edilebilmesini sağlar.

– Hem kimyasal, hem de ışıkla polimerize olan kompozitler: Polimerizasyonun tam olarak gerçekleşmesinden endişe duyulan her ortamda kullanılması önerilen bu tür rezinler özellikle derin kavitelerde ve interproksimal aralarda başarılıdır.

– -İnorganik tutucu partiküllerin büyüklüğüne göre

— Megafil kompozitler: Doldurucu partlküller genellikle 50100 um büyüklüğündedir.

 

Ayrıca dişe benzeyen doğal görüntülü materyaller elde etmek için floresan ajanlar eklenir. Bazı durumlarda altta kalan diş renginin kompozite yansımasını engelleme ihtiyacı doğar. Örneğin travmatize dişlerde aşırı bir renk değişikliği söz konusu olabilir ve bu renk değişikliği kompozit yüzeyine yansıyabilir. Böyle durumlarda yansımayı engellemek için opak kompozit kullanılır. Bu sebeple materyale titanyum oksit gibi metal oksitler eklenir. Koyu renkli pigmentler daha fazla ışığı absorbe ettiği için koyu renk uygulandığı zaman, daha iyi polimerizasyon için daha ince tabakalar halinde materyal uygulamak gerekir. Bu durum opaker kullanıldığında da geçerlidir. Çünkü opaker de, ışığın kompozite derin penetrasyonunu engeller.

İnsan mine ve dentininin ortalama ışığı kırma insidansları 1.65 ve 1.56’dır. Mine tabakası ince ve transparan olduğundan, rehber olarak dentinin kırılma indeks değerini (1.56) almak uygun olandır. Aksi takdirde optik değişiklikler görülür. Çoğu kompozitin kırılma insidansı 1.45 ve 1.55 olan doldurucu partikülleri vardır.

Kompozit Rezinin Polimerizasyonu İçin Kullanılan Işık Cihazları

A. Halojen Işık Cihazları

Ucuz, tamiri kolay ve teknolojileri oldukça basittir. Ayrıca geniş dalga boyu aralığı farklı polimerizasyon başlatıcıları için yeterlidir (380520 nm dalgaboyu).

Kalın tabakalı kompozit rezinleri kısa sûrede polimerize edebilmek için 1500 mW/cm2 den fazla yoğunlukta halojen ışık cihazları geliştirilmiştir. Bunun yanında ısı açığa çıkarmaları, ampul ömrünün kısalığı ve ışık gücünün voltaj ve kullanım sıklığına göre değişmesinden dolayı ışık gücünün sık kontrol edilmesinin gerekmesi dezavantajlarıdır.

B. Led Işık Cihazları

Üretici firmaları tarafından soğuk ve standart dalga boyunda ışık ve uzun ömürlü ampul sloganıyla kullanıma sunulmuştur. I. Jenerasyon LED ışık kaynakları (LED I), 300 mW/cm2 yoğunlukta düşük ısı gücüne sahiptirler. Ancak, geliştirilen LED II ışık kaynakları 7501500 mW/cmz*lik yüksek ışık gücüyle yüksek performans ve halojen ışık cihazlarından daha başarılı sonuçlar verir. Buna sebep olarak da ürettiği 440490 nm dalgaboyuyla polimerizasyon için gerekli olan 468 nm dalga boyundaki ışığı direkt olarak verebilmesi gösterilmiştir.

C. Plazma Arc Işık Cihazları

Xenon teknolojisi Ürünüdür. 11001500 mW/cm2 lik yüksek yoğunlukta güç açığa çıkarmaları karakteristik özellikleridir. Işık 470 nm civarında dar aralıktaki dalga boyundadır. Üretici firmalar polimerizasyon süresini 39 sn olarak açıklamaktadırlar. Fiyatları oldukça yüksektir. Sürenin arttırılmasını ısı faktörünü dezavantaj olarak gündeme getirir.

D. Argon Lazer

En önemli avantajı, sahip olduğu dalga boyunun sabit olması ve uyguJama alanı içinde her bölgedeki enerji yoğunluğunun aynı olmasıdır. Argon lazer 480 nm dalga boyunda, 600 mW/cm2 HK yükeek yoğunlukta ışık demetleri oluşturmaktadır Oldukça pahalı olmalarının dışında dezavantaltan yoktur takat ballrgln üetünlüklerl da açıklanmamıştır,

Çoğu dental kompozite pollmerizaayon için gerekil olan dalga boyu 420450nm aralığıdır, Işıkla pollmerlzaayonda dikkat edllmeel gereken durumlar;

Işık aletinde voltaj değişikliklerinin ol maaı, optik filtrenin yetersizliği, ışık çubuğuna kompozit reçine bulaemaeı ve ışık çubuğundaki fiber optik demetlerde kırılmalar ve kopmalar ışık kaynağının performansını etkileyebilmektedir. Ayrıca ışık verme süresi, ışığın yönü, kompozitin yüzeyine mesafe ve ışık çubuğunun hareket ettirilmesi gibi noktalarda sağlıklı bir kompozit restorasyonunda çok büyük önem taşır.silikon tozu içeren silikon lastiklerdir ki yüzeyin hem pürüzsüz bitimini, hem de parlaklığını sağlar. Cila işlemleri için silikon esaslı lastik frezler ve arkansas taşı, disklerin ulaşamadığı yüzeyler için kullanılabilir. Bu alandaki diğer bir yenilik de sı vı cila adı altında üretilen Biscover’dir. Sıvı cila, Kompozit yüzeyine asit uygulandıktan sonra fırça ile sürülür. Polimerizasyonu TPO adı verilen bir başlatıcı ile olduğundan LED ile polimerize olmaz. Mucizevî bir buluş gibi görünse de, uzun süre yüzeyde kalammakta ve parça parça dökülüp kırılmaktadır.

Kompozit restorasyonların klinik başarısı hasta ve diş seçimine, oklüzyona, hastanın oral hijyenine ve alışkanlıklarına, rezin türüne, uygulama yöntemine, hekim yetenek ve deneyimine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Başarısızlık nedenleri şöyle sıralanabilir,

Polimerizasyon büzülmesi,

Marjinal sızıntı,

Aşınma,

Postoperatif hassasiyet,

Renklenme

 

Araştırmacılar, hastalarda kullanılan dental restoratif materyallerin pek çoğuna karşı alerjik reaksiyonların gelişebileceğini belirtmişlerdir. Kullanılan kompozit rezin sistemleri tam olarak mükemmel olmasalar da son derece tatminkardırlar.

 

EKSİK DİŞLERİN TAMALANMASI

EKSİK DİŞLERİN TAMALANMASI

Diş hekimliğinde, dişin yapısal bütünlüğünün korunması ve çevre dokulara zarar vermeden fonksiyonun geri iadesi, uyulması gereken önemli kurallardan biridir. Eksik dişlerin tamamlanmasında kullanılan kronköprü restorasyonlarında komşu dişlerin mine ve dentin dokularından yapılan madde kaybı, dişlerin yapısal bütünlüğünün korunması ilkesine fers düşmektedir. Zaman içinde istenmeyen bu kayıpları önlemek amacıyla daha konservatif yöntemler bulma arayışı içine girilmiştir. Bu arayış, dişlerin yapısal bütünlüğünü daha az tehdit edecek preparasyonlar geliştirilmesini sağlamıştır.
Bu düşünce doğrultusunda, dayanak dişten daha az madde kaybı ile küçük ara boşlukları onarmanın yollan aranmış ve çeşitli konservatif restorasyonlar önerilmiştir. Dört yüzü bulunan ön keser dişlerde labial yüz korunarak dişin üç yüzünü örtecek şekilde yapılan döküm kronlar, beş yüzü olan molar ve premolar dişlerde bukkal yüz korunarak yapılan döküm 4/5 kronlar, klasik kronlara göre dişte daha az madde kaybına yol açmakta, aynı zamanda da iyi bir estetik sağlamaktadır. Onley ve inley tutucular preparasyon miktarı olarak konvansiyonel kronlara oranla çok daha konservatif olup, birçok avantaj ve üstünlük sergilemektedir

eksik diş yerine diş koyulması1955 yılında yani yaklaşık 55 yıl önce Michael Buonocore başarılı adeziv diş hekimliğinin ilk adımını atmıştır. Bunocore fosforik asit uygulanan mine yüzeyinde mikro pörözlerin açıldığını göstermiş ve rezinin mikro mekanik olarak bu pörözlere infiltre olacağını bildirmiştir. Ancak klinik uygulamalarda istenen gelişme 1962 yılında Bovven tarafından bisGMA içeren kompozit rezinlerin tanıtılması ile başlamıştır, ilk adımlar kayıp dişlerin yerine koyulması için doğal, akrilik ya da kompozit rezin dişlerin ağızdaki dayanak dişlere direk olarak yapıştırılmasını içeren adezivköprüler denenerek atılmıştır.

Diş dokusuna mikro mekanik tutuculuk yerine kimyasal tutuculuğu ön gören 1968 yılında Smith olmuştur. Temel kimyasal yapışma mekanizması: rezin içindeki karboksil grupları ile mine ve dentinde ki kalsiyum (Ca++) arasındaki iyon çekimidir.
Rochette, 1973 yılında periodontal splint uygulanacak dişlerin delikli bir metal bant yardımı ile birbirine bağlanmasını ve retansiyonun metalde hazırlanan, tersine konik formlu delikler yardımıyla sağlanmasını önermiştir. Bu çalışmasında yapıştırma ajanı olarak akrilik kullanmıştır. Araştırmacı bu tekniğin eksik dişlerin restorasyonunda da kullanabileceğinden söz etmiş olduğu halde, 1977 yılına kadar literatürlerde bu konuda yapılmış başka bir çalışmaya rastlanmamaktadır. 1977’de delikli metal yapılı köprüyü Howe ve Denehy anterior köprü olarak, Kuhlke ve Drennon tek dişli hareketli proteze alternatif pediatrik amaçlı olarak önermişlerdir. Delikli metal yapı sayesinde tutuculuğu, dayanıklılığı ve ömrü büyük ölçüde artmış olsa da Rochett köprüler yine de sadece minimal oklüzal kontağı olan ön bölge dişleri için önerilmiştir
1983 yılında Thompson, Livaditis ve Castillo metal elektro korozyonundan yararlanarak uyguladıkları protez serisini yayınlamışlar ve bu protezleri bağlı bulundukları üniversiteye ithaf ederek “Maryland Köprü” olarak tanımlamışlardır. Elektro korozyon yoluyla yapılmış adeziv köprülerin retansiyonu, prensip olarak delikli tutuculu köprülerle aynıdır. Farkı, deliklerin olmaması ve retansiyon için köprünün iç yüzeyinde elektrokimyasal yolla hazırlanan mikro mekanik girintilerden yararlanılmasıdır. Böylece asit etching ile mine yüzeyinde oluşturulan mikro retansiyonların benzerleri metal yüzeyinde elektroetcliing ile meydana getirilmiş olmaktadır. Tutuculuk ise ara faz olarak ikisi arasına giren rezin ile sağlanmaktadır. Ancak konvansiyonel kompozitlerin doldurucu çapları ve akışkanlıkları bu tarz mikroskobik girintiler için elverişli olmadığından, daha küçük doldurucu çaplı ve daha az viskoz başka kompozitlere gereksinim duyulmuştur.
Elektro korozyondan daha basit bir yöntemle retansiyon elde etme çabalarının sonucunda kimyasal etching yöntemi geliştirilmiştir. Bu yöntem, uygun asitlerin uygun konsantrasyonda kullanılmasıyla alaşımların multifizik yapısından bazı fazların koparılarak retantif girintiler oluşturulması esasına dayanır. Yöntemin özel laboratuar işlem ve cihazları gerektirmemesi, hasta yanında uygulanabilmesi gibi avantajları olmasına karşın, sağlanan retansiyonlar yeterli düzeyde değildir. Jackson “spot etching” tekniğinde hasta yanında kullanılacak minyatür bir elektro korozyon ünitesi ile olayı basitleştirmeye çalışmıştır. Ancak yinede elektro korozyonun yeterli tutuculuğa ulaşılmasını sağlayamadığı görülmüştür.
Retansiyonu geliştirmek ve kolaylaştırmak amacı ile son olarak metaller ile yaptştıncı/ar arasında kimyasal bağ kurmak yoluna gidilmiştir. Mikro mekanik tutucu elementler ve kimyasal yapıştırıcı sistemler kullanıldığında makro mekanik tutuculuk istemi azalacak, bu sayede restorasyonun daha ince ve daha dirençli hale getirilmesi kolay olacaktır. Bu sistem mikro sızıntının da azalmasına destek olacaktır. Bu amaca yönelik olarak iki ayrı yöntemden yararlanılabümektedir: Metal yüzeylerinin silan kaplanması ve silanlanmış restorasyonun kompozit ile yapıştırılması ya da silan bazlı bir yapıştırıcı kullanılmasıdır. Bu durumda, restorasyonun doku yüzeylerinin yalnızca okside edilmesinin yeterli olduğu bildirilmiştir. Metal yüzeylerinin silan kaplanması için çeşitli cihazlar bulunmaktadır. Bunlardan biri olan “Silicoater” ile metal üzerine alev proliz yöntemiyle tetraoksilan püskürtülerek ince ve camımsı karakterde SiOxC tabakası oluşturulmuştur. Bu tabaka ile silanlar arasında oluşan SiOH ve AIOH grupları metal ve kompozit arasında kimyasal bağ oluştururlar. Ancak bu yöntemle plastik faset kullanılamamaktadır. Cihaz ve kullanılan malzeme ise pahalıdır ve yöntem en az elektro korozyon kadar hassas ve zordur.

Yapıştırma ajanlarının geliştirilmesi ve organosilan yapıştırıcıların ortaya çıkması retansiyon problemini büyük ölçüde azaltmıştır. Temel prensip, alaşım yüzeyinde yapıştırıcı ile reaksiyona girebilecek bir oksit tabakası oluşturmaktır. CrCo alaşımları için yüzeyin 50 pm Al203 ile kumlanması ve basitçe yıkanarak ya da ultrasonik banyo ile temizlenmesi yeterlidir. NiCr köprülerde ise yüzeyde bir NiO tabakası oluşturmak için “anodik oksidasyon” ya da “aside daldırma ” yöntemlerinin gerekli olduğu bildirilmiştir. Gerek anodik oksidasyon, gerekse aside daldırma yöntemleri, elektrokimyasal etching ve kimyasal etching ile yaklaşık olarak aynıdır. Ancak yöntemi kolaylaştırmak için bazı özel cihazlar da bulunmaktadır. Soy metal alaşımlarında ise, alaşım yüzeyinin ısıtma ya da kalay kaplama yolu ile okside edilmesi önerilmiştir.
Yüzeyi basitçe okside edilmiş ve organosilan yapıştırıcılarla yapıştırılmış köprülerin metal yüzeyinde makro mekanik retansiyon bulunmadığından, gerçek anlamda adezyona dayalı bir retansiyon sistemine sahip oldukları ve gerçek “Adeziv Köprüler” olarak tanımlanabilecekleri ifade edilmiştir.

Kanal tedavisi istanbul bakirköy diş hekimi

Ağız ve Diş Cerrahisinin her alanında gelişmiş tanı ve tedavi hizmeti sunan klinigimiz koruyucu diş hekimliği, Endodonti, ağız ve çene cerrahisi, periodontoloji, implantoloji, estetik diş hekimliği, protetik diş tedavisi, cerrahi tedavi(gömülü diş çekimleri operasyonları, kist operasyonu, implant ) , alanlarında modern ve en gelişmiş uygulamalarla hizmet veriyor.

Koruyucu Diş Hekimliği Uygulamaları

Diş yapılarının gelişimsel ve kazanılmış hastalıklar nedeniyle bozulan formlarını düzelterek restore etmek, dişin fonksiyon ve estetiğini kazandırmak ve en önemlisi patolojinin yeniden oluşmasını engelleyerek, önleyici tedbirleri almak koruyucu diş hekimliği alanında modern tedavi uygulamaları gerçekleştirilmektedir.

Endodonti

Pulpa (diş özü) ve periopikal (kök ucu çerçevesi) dokuların hastalıkları ile bu hastalıkların etyolojisi teşhise ve tedavilerini konu edilen diş hekimliği dalıdır. Hastanelerimizde reverzibl ve irreverzibl pulpa hastalıklarının tedavilerine yönelik işlemler uygulanmaktadır. Dişin canlılığının korunamadığı veya enfeksiyon nedeniyle canlılığını kaybetmiş dişlerde kanal tedavisi uygulanmaktadır. Kliniklerimizde kullandığımız döner aletlerle bu tedaviyi çok daha kısa sürede bitirebilmekteyiz.

Ağız ve Çene Cerrahisi

Gömülü diş operasyonları, apikal rezeksiyon, çekim gibi minör işlemler lokal anestezi altında gerçekleştirilmektedir. Bunun yansıra mental yetersizliği olan hastalarımıza genel anestezi altında bütün diş tedavileri yapılmaktadır. Dental implant uygulamamızda ise eksik bir dişin yerini almak üzere çene kemiğine yerleştirilen titanyumdan yapılmış küçük bir dayanağın üzerine yeni bir protez yapılmaktadır.

20111217-193252.jpg

DİŞ TEDAVİ FİYATLARI 2013

1-1 DiŞhekimi Muayenesi 27,53 29,73
1-2 Uzman DiĢhekimi Muayenesi 34,39 37,14
1-3 DiĢ Röntgen Filmi (Periapikal) 15,59 16,83
1-4 Okluzal Film 16,64 17,97
1-5 Bite – WĠNG Radyografi 15,67 16,92
1-6 Extra Oral Röntgen Filmi 17,83 19,26
1-7 Panaromik Film 48,91 52,83
1-8 Sefalometrik Film 49,41 53,36
1-9 Antero-Posterior Sefalometrik Film 49,08 53,01
1-10 El Bilek Filmi 49,08 53,00
1-11 T.M.E. Filmi ve Tetkiki 77,10 83,27
1-12 Siyalografi 95,02 102,62
1-13 Oral Hijyen Eğitimi 21,04 22,72
1-14 Vitalite Kontrolu 5,94 6,42
1-15 Lokal Anestezi (Enjeksiyon – Ġnfiltratif) 8,52 9,21
1-16 Lokal Anestezi (Rejyonal) 8,52 9,21
1-17 Dijital Radyografi 23,29 25,16
1-18 Konsültasyon 13,63 14,72
1-19 Uzman Konsültasyonu 13,63 14,72
1-20 Bilgisayarlı Tomografi (Tek Çene) 121,84 131,59
1-21 Bilgisayarlı Eklem Tomografisi (Çift Taraflı) 203,33 219,59
1-22 Bilgisayarlı büyük TME fonksiyon testi 333,78 360,49
1-23 Bilgisayarlı kastonus analizi 220,30 237,92
1-24 Bilinçli Sedasyon 35,62 38,47
1-25 Teşhis ve tedavi planlaması 45,40 49,03
1-26 Kontrol Hekim Muayenesi 27,48 29,68
1-27 Tükürük AkıĢ Hızı ve Tamponlama Kapasitesi Tayini 42,73 46,15
1-28 Tükürükte Mikrobiyolojik Analiz 105,18 113,59

Kanal tedavisi 20 yaş dişi çekimi

Gerek meslek yaşantım süresinde karşılaştığım sorular, gerekse elektronik posta adresime (e-mail) yönelttiğiniz iletiler önemli ölçüde “kanal tedavisi” ve “20 yaş diş çekimi” ile ilgili konulardan oluşuyor. İlerleyen yazılarımda bunlara ayrıntılı olarak değineceğim. Ancak tedavileri anlatmadan önce biraz ağız ve dişlerimizden bahsetmek istiyorum.

Ağız; dişler, dişeti, dil, yumuşak damak, yanak mukozası ve dudaklardan oluşan bir boşluktur. Bunların hastalıklarının tümü birinci derecede diş hekimini ilgilendirir.

Diş hekimleri genel olarak diş ağırlıklı problemlerle karşı karşıya gelmektedir. Bu nedenle önce ağzımızın genel görünüşü, dişlerimizin dizilişine bakalım

Diş dizimiz 28(+4) dişten oluşmaktadır. “Hayır 32 dişimiz vardır!” şeklindeki itirazlarını duyabiliyorum. Ama gerçek; 32 dişimizin olmadığı yönündedir.

Normalde bir insanın ağzında 28 adet diş bulunur. Bu rakamı 32’ye tamamlayan 3.büyük azı yani 20 yaş dişlerimizdir. Alt çenede sağlı sollu 2 adet, üst çenede sağlı sollu 2 adet 3.büyük azı dişimizi de eklersek 32 dişi tamamlamaktayız. Neden bu 4 dişi normal şartlar altında listeye ilave etmediğimizi 20 yaş dişlerini anlatırken değineceğim.

Dişlerimizin yapısı ile kabaca şu şekilde anlatılabilir.

Dişimiz 3 tabakadan meydana gelir.Bunlar mine, dentin ve pulpadır. Mine dişimizin en dış tabakası olup şeffaflık ve rengini verir. Mine doğada elmastan sonraki en sert maddedir. Minenin altındaki tabaka dentin tabakasıdır. Dentin; mine ile pulpa arasında diş hücrelerinin yoğunlukta olduğu sert bir tabakadır. Dişimizin en son tabakasını ise pulpa oluşturur. Pulpa; dişin özüdür. Damar ve sinir paketlerinden oluşmuş dişimizin canlılığını sağlayan kısmıdır.

Diş çene kemiğine çakılı vaziyette değildir. Şekilde gördüğümüz periodontal aralıkta milyonlarca epitel bağı bulunur. Bu bağlarla diş asılı vaziyettedir. Bir başka şekilde ifade etmemiz gerekirse bu bağlar çene kemiği ile diş arasında köprü vazifesi görürler.

Dişimizin çevresini ise dişetimiz oluşturur. Diş etimiz dişimiz kadar
önemli bir organımızdır. İleride de değineceğim diş eti hastalıkları çoğu zaman sağlam dişlerimizin kaybına sebep olabilir.