Ön diş eksikliğinde cam fiber köprü

image

image

Ön diş eksikliği olan hastanın dişleri kesilmeden eksik olan diş boşluğuna cam fiber yardımı ile yapılan Diş köprüsü bu sistemde dişler yüzeyi pürüzlü indirilmesi yapıldıktan sonra Cansever tatbik edilir daha sonra köprü gövdesi vazifesi gören cam fiber üzerine kompozit malzeme ile diş şekli verilir estetik olarak son derece tatmin edici olan bu sistemde diş kesilmesine gerek kalmaması en büyük avantajdır

Diş Hekimi İstanbul
Tel:+90(212)549 3474347

Reklamlar

Diş tedavisi sonrası hassasiyet nedn olur?

Dentinin asitlere karşı savunma mekanizması

Dentinin pulpayı, asitlere ve restoratif materyallerden kaynaklı kimyasal toksinlere karşı korumasında üç mekanizma olduğu düşünülmektedir. Bunlar; difüzyon sınırlaması, hidroliz için sınırlı nem ortamı ve hidroksit apatitin tamponlama gücüdür.

Birinci mekanizmada dentin boyunca oluşan difüzyon sınırlaması ve dokunun puipal tarafındaki kapiller dolaşım dentine uygulanan potansiyel toksinlerin konsantrasyonunu düşürerek pulpal hücreleri korur. İkinci mekanizmada; katı bir maddeden (öjenol gibi) yayılan potansiyel toksinler hidrofitik olduğunda dentinin ıslaklığı doku için koruyucudur. Kuvvetli asitlerle ilgili veriler ise üçüncü bir koruma mekanizmasını ortaya çıkarmıştır: Potansiyel toksin kuvvetli bir asit olduğunda, hidroksil apatitin tamponlama gücü dentinin koruyucu etkisine katkıda bulunur. Bu mekanizmalar canlı pulpalı İnsan dişlerinde geçerli olduğundan asitbaz reaksiyonunu esas alan dental materyaller (çinko fosfat siman, cam iyonomer siman) rutin doku kültür testlerinde aşırı toksik sonuçlar verse de klinik kullanımda geniş bir yer tutar.
Dentin yüzeyinde bağ oluşumunda fonksiyon gören kompanentler

1. Smear tabakasını kaldırmak ve dentin yüzeyini demineralize etmek, yani şartlandırmak için kullanılan asidik ajan: Dentinin asitle muamelesi sonucunda, minede olduğu gibi bir dağlama şekli oluşmamaktadır. Dentinin şartlandırılması ile smear tabakası kaldırılır, dentin tübülleri açılır, dentin geçirgenliği artar, intertübüler ve peritübüler dentin demineralize olur. Demineralizasyon derinliği, asidin ph konsantrasyonu, viskozitesi, şartlandırma süresi gibi çeşitli faktörlerden etkilenir. Asit, dentin matrisinde bulunan kollajen lifleri çeviren inorganik yapıyı çözer ve uzaklaştırır. Böylece kollajen lifler mineral desteğini kaybeder. Dentin tübülterinin ağız kısımları huni biçiminde açılır ve genişler, pörözite artar, kollajen ağı açılarak monomerin tübüllerin içine infiltrasyonu kolaylaşır

Dentin yüzeyine yaklaşık olarak 15sn asit uygulanır.

Asitlerin daha uzun süre uygulanması rezinin infiltrasyonuna direnç oluşturacak bir demineralizasyon derinliği oluşturur. Eğer kollajen lifler arasındaki boşluklar primer tarafından tamamen doldurulamazsa demineralizasyon bölgesinin derin kısımlarında yer alan kollajen korunmasız olarak kalır ve daha ilerde hidrolizis gerçekleşir ve parçalanır. Asit uygulandıktan ve suyla uzaklaştırıldıktan sonra yüzey hafifçe kurutulur. Eğer yüzey aşırı derecede kurutulursa kollajen fibrinler arasındaki suyun kaybı nedeniyle fibrinlerin yüzeyinde gerilim kuvvetleri oluşur ve büzülmelerine sebep olur. Kollajen îibrilter birbirlerine yaklaştığı için aralarında meydana gelen inter moleküller hidrojen bağları büzülme miktarını daha da arttırır. Bununla beraber yüzeyin gereğinden fazla nemli bırakılması da rezindentin ara yüzeyinde oluşan boşluklar nedeniyle bağlantıyı olumsuz etkiler. Nemli bağlanma kavram ı bu soruna bir çözüm getirmek amacıyla ortaya atılmıştır. Günümüzde daha çok aseton bazlı primerier nemli dentine uygulanarak, dentindeki su ile yer değiştirmek ve daha sonraki aşamada adeziv rezinin bu bölgelere penetrasyonu için uygun bir ortam hazırlamak amacıyla kullanılır. Nemli bağlanmada su bazlı primerier de kullanılmaktadır.

Bugün en çok kullanılan şartlandırıcılar: Fosforik asit; maleik asit ve sitrik asittir. Bu konuda yapılan İlk araştı analarda dentinin asitle muamelesinde, pulpa reaksiyonları rapor edilmiştir. Devam eden çalışmalarda dentin üzerine sürülen asit solüsyonlarının önemli miktarda tamponlama kapasitesine sahip oldukları gösterilmiştir. Bu konudaki en önemli bulgu ise, pulpa reaksiyonlarının en önemli nedeninin, restorasyon altındaki bakteri sayısı ile ilişkili olduğunun açıklanmasıdır. Bu bulgular, dentine asit uygulamasından sonra artan geçirgenlik nedeni ile bakteri invazyonunu açıklamakta, restoratif materyalin kavite kenarlarını iyi örtmemesi sonucu oluşan pulpa reaksiyonlarını göstermektedir.

Bu ajanlar üretici firmanın tavsiyesi ile kullanıldıklarında, 0,17,5 um derinlikte demineralize tabaka oluştururlar. Bağlantı kuvvetleri dentin yüzey sertliği düştükçe azalır. %3050 konsantrasyonda fosforik asit kullanılırsa, yüzey sertliği %15 ile %30 arasında azalır ve 10um den daha derin demineralizasyon oluşur. 10um15um derinlikteki demineralizasyon bölgesine monomerler etkili olarak penetre olamazlar. Çalışmalar, rezinin demineralizasyon tabakasının tabanına kadar penetre olup, burada polimerize olduğunda dentin bağı dayanırlığının iyi olacağını göstermiştir. Birçok araştırmacı aşırı demineralizasyonu engellemek için dentinde kullanılacak asitlerin konsantrasyonlarının düşük olması gerektiğini belirtmişlerdir. Self etch i ng pri m ere sahip ajanlar kontrollü bir şekilde demineralizasyon sağlarlar.

2. Dentinde uygulanan şartlandırma işlemi, daha düşük bir yüzey enerjisi oluşturur ve normal yapıştırıcı rezinlerle yüzeyin ıslanması zorlaşır. Bunu düzeltmek İçin primer ajana ihtiyaç vardır» Primerier su, etanol veya aseton gibi çözücülerde çözünmüş adezyon kuvvet geliştirici maddelerdir. Primerlerin yapısında iki farklı fonksiyonel grup vardır. Bunlardan hidrofilik fonksiyonel grup dentinin ıslanabiürliğini arttırarak adeziv rezinin dentin içine infiltrasyonunu sağlar. Hidrofobik fonksiyonel grup ise adeziv rezine bağlanmasını gerçekleştirir. Asit uygulaması İle demineralize edilmiş dentinde kollajen lifler arasında boşluklar meydana gelir. Primer, eriyen hidroksiapatit kristallerinin bıraktığı boşluktan doldurur ve İntertübüler dentindeki kollajenler çevresinde ağ biçiminde 15 pm kalınlığında bir tabaka oluşturur. Kollajen, kopolimer ve polimeri ite sarılmış hidroksiapatitten oluşan rezinle güçlendirilmiş, aside dirençli bu tabakaya hibrit tabakası, oluşum sürecine de hibridizasyon adı verilmiştir. Adeziv rezin uygulanana kadar polimerize olmayan bu tabaka, adeziv rezinlerin dentine mikro mekanik olarak bağlanmasında rol oynar. Şartlandırıcı ajanın ve primer ajanın tek

Dentin yüzeyinde bağ oluşumunda fonksiyon gören kompanentler

1. Smear tabakasını kaldırmak ve dentin yüzeyini demineralize etmek, yani şartlandırmak için kullanılan asidik ajan: Dentinin asitle muamelesi sonucunda, minede olduğu gibi bir dağlama şekli oluşmamaktadır, Dentinin şartlandırılması ite smear tabakası kaldırılır, dentin tübülleri açılır, dentin geçirgenliği artar, intertübüler ve peritûbüier dentin demineralize olur. Demineralizasyon derinliği, asidin ph konsantrasyonu, viskozitesi, şartlandırma süresi gibi çeşitli faktörlerden etkilenir. Asit, dentin matrisinde bulunan kollajen lifleri çeviren inorganik yapıyı çözer ve uzaklaştırır. Böylece kollajen lifler mineral desteğini kaybeder. Dentin tübüllerinin ağız kı

Besim 2.3a,b,c: Self etch sisteminde yüzeydeki dentin smear tabakası, asitleme ile şekillendirilmesi, bonding ajan ve resinin penetrasyonu

sımları huni biçiminde açılır ve genişler, pörözite artar, kollajen ağı açılarak monomerin tübüllerin içine infiltrasyonu kolaylar şır .Dentin yüzeyine yaklaşık olarak 15sn asit uygulanır.

Asitlerin daha uzun süre uygulanması rezinin infiltrasyonuna direnç oluşturacak bir demineralizasyon derinliği oluşturur. Eğer kollajen lifler arasındaki boşluklar primer tarafından tamamen doldurulamazsa demineralizasyon bölgesinin derin kısımlarında yer alan kollajen korunmasız olarak kalır ve daha ilerde hidrolizis gerçekleşir ve parçalanır. Asit uygulandıktan ve suyla uzaklaştırıldıktan sonra yüzey hafifçe kurutulur. Eğeryüz# aşın derecede kurutulursa kollajen fibrinler arasındaki suyun kaybı nedeniyle fibrinlerin yüzeyinde gerilim kuvvetleri oluşur ve büzülmelerine sebep olur. Kolla*011 fibriller birbirlerine yaklaştığı için aralarında meydana gelen inter moleküller hidrojen bağlan büzülme miktarını daha da arttırır. Bununla beraber yüzeyin gereğinden fazla nemli bırakılması da rezindentin ara yüzeyinde oluşan boşluklar nedeniyle bağlantıyı olumsuz etkiler. Nemli bağlanma kavramı bu soruna bir çözüm getirmek amacıyla ortaya atılmıştır. Günümüzde daha çok aseton bazlı primerier nemli dentine uygulanarak, dentindeki su ile yer değiştirmek ve daha sonraki aşamada adeziv rezinin bu bölgelere penetrasyonu için uygun bir ortam hazırlamak amacıyla kullanılır. Nemli bağlanmada su bazlı primerier de kullanılmaktadır.

Bugün en çok kullanılan şartlandıncılar: Fosforik asit; maleik asit ve sitrik asittir. Bu konuda yapılan İlk araştırmalarda dentinin asitle muamelesinde, pulpa reaksiyonları rapor edilmiştir. Devam eden çalışmalarda dentin üzerine sürülen asit solüsyonlarının önemli miktarda tamponlama kapasitesine sahip oldukları gösterilmiştir. Bu konudaki en önemli bulgu ise, pulpa reaksiyonlarının en önemli nedeninin, restorasyon altındaki bakteri sayısı ile ilişkili olduğunun açıklanmasıdır. Bu bulgular, dentine asit uygulamasından sonra artan geçirgenlik nedeni ile bakteri invazyonunu açıklamakta, restoratif materyalin kavite kenarlarını iyi örtmemesi sonucu oluşan pulpa reaksiyonlarım göstermektedir.

Bu ajanlar üretici firmanın tavsiyesi ile kullanıldıklarında, 0,17,5 um derinlikte demineralize tabaka oluştururlar. Bağlantı kuvvetleri dentin yüzey sertliği düştükçe azalır. %3050 konsantrasyonda fosforik asit kullanılırsa, yüzey sertliği %15 ile %30 arasında azalır ve 10um den daha derin demineralizasyon oluşur. 10um15um derinlikteki demineralizasyon bölgesine monomerler etkili olarak penetre olamazlar Çalışmalar, rezinin demineralizasyon tabakasının tabanına kadar penetre olup. burada polimerize olduğunda dentin bağı dayanırlığının iyi olacağını göstermiştir. Birçok araştırmacı aşın demineralizasyonu engellemek için dentinde kullanılacak asitlerin konsantrasyonlarının düşük olması gerektiğini belirtmişlerdir. Self etching primere sahip ajanlar kontrollü bir şekilde demineralizasyon sağlarlar .

2. Dentinde uygulanan şartlandırma işlemi, daha düşük bir yüzey enerjisi oluşturur ve normal yapıştırıcı rezinlerie yüzeyin ıslanması zorlaşır. Bunu düzeltmek

için primer ajana ihtiyaç vardır. Primerier su, etanol veya aseton gibi çözücülerde çözünmüş adezyon kuvvet geliştirici maddelerdir. Primerlerin yapısında iki farklı fonksiyonel grup vardır. Bunlardan hidrofilik fonksiyonel grup dentinin ıslanabilirliğini arttırarak adeziv rezinin dentin içine infiltrasyonunu sağlar. Hidrofobik fonksiyonel grup ise adeziv rezine bağlanmasını gerçekleştirir. Asit uygulaması ile demineralize edilmiş dentinde kollajen lifler arasında boşluklar meydana gelir. Primer, eriyen hidroksiapatit kristallerinin bıraktığı boşlukları doldurur ve intertübüler dentindeki kollajenler çevresinde ağ biçiminde 15 um kalınlığında bir tabaka oluşturur. Kollajen, kopolimer ve polimeri ile sarılmış hidroksiapatitten oluşan rezinle güçlendirilmiş, aside dirençli bu tabakaya hibrit tabakası, oluşum sürecine de hibridizasyon adı verilmiştir. Adeziv rezin uygulanana kadar polimerize olmayan bu tabaka, adeziv rezinlerin dentine mikro mekanik olarak bağlanmasında rol oynar. Şartlandırıcı ajanın ve primer ajanın tek bir şişede birleştirildiği self etching primere sahip sistemlerde; primer ajan olarak hareket eden moleküller aynı zamanda asidiktir ve dentin yüzeyini şartlandırırlarken yüzey enerjisini de ayarlarlar. Primer ajan içindeki, karboksil grupları suya atiniteleri nedeni ile primere hidrofilik özellik Sağlarlar, dentinin mükemmel ıslatılmasına izin verirler. Hidrofobik metakrilat grupları dentin yüzeyinden uzakta oryante olurlar ve son aşamada uygulanacak yapıştırıcı ajan için polimerize olabilen bir yüzey oluştururlar. Primerde kullanılan hidrofilik rezinler; HEMA (hidroksietil metakrilat ) PMDM (piromelitik dianhidrit ve 2_ hidroksietil metakrilat), BPDM (bifenil dimetakrilat), NTGGMA (Ntriglisin glisidimetakrilat) ve 4META (4metakriloetiltrimelit anhidrit )’dır.

3. Bağ oluşumunda son aşama; demineralize edilmiş, primer uygulanmış olan yüzeye adeziv rezin uygulamasıdır. 8u

komponent birçok sistemde yapıştırıcı ajan olarak adlandırılır. Adeziv rezinler kimyasal, ışıkla veya dual olarak polimerize olurlar. Primer uygulandıktan sonra oluşan hibrit tabakası adeziv rezinle birlikte polimerize olur. Oluşan adeziv rezin tabakasının stresleri absorbe ettiği ve kompozit rezinin polimerizasyonunda meydana gelen polimerizasyon büzülmesi sırasında ayrılmayı önlediği söylenmektedir. Varyasyonlar genellikle ıslatılabilirliği artıran, viskoziteyi ayarlayan TEGOMA (trietilen glikol dimetakrilat) ve BisGMA gibi hidrofobik monomer ve dentin yüzey ıslanabilirliliğini artırmak için HEMA gibi hidrofilik rezinlerle sınırlıdır. Primerin dentin yüzeyinde oryante olmuş hidrofobik metakrilat grupları ile bonding (yapıştırma) ajanın kopolimerizasyonu dentin

rezin bağını tamamlar.

Dentine olan bağlantı, dentin yüzeyinde hibrit tabakasının oluşmasına bağlıdır. Hibrit tabakası, monomerlerin dentinin kollajen ağında polimerize olarak mikro mekanik bağ oluşturmasıdır. Kompozit ve yapıştırıcı ajanlar üzerine dentinde oluşabilecek bağın kimyasal bağdan ziyade, mikro mekanik bağ olacağı belirtilmiştir.

Yapıştırıcı ajanın polimerizasyonunu engelleyebilecek oksijen temasının olmaması için ajan yeterli kalınlıkta olmalıdır. Adeziv rezin yüzeye fırça ile sürütür, ince uniform bir tabaka oluşturulur. Hava sıkılarak kalınlığın azaltılmasından kaçınılmalıdır. Çünkü bu tabakanın fazla inceltilmesinin makaslama bağlantı direncini azalttığı söylenmektedir. Bu tabakanın kalınlığı 125 um olduğunda, kompozit rezinin polimerizasyon büzülmesi streslerinin de azaldığı gözlenmiştir.

Dentin rezin bağlantısını etkileyen bir diğer faktör kullanılan kompozit rezindir. Kompozit rezin polimerizasyon sırasında büzülür ve büzülme derecesi materyalin doldurucu içeriğine bağlıdır. Mikro dolduruculu kompozit rezinler, diğer kompozit rezinlerden daha fazla büzülürler. Ancak young modülleri daha düşüktür. Düşük modüllü kompozit rezinler akma özellikleri nedeni ile büzülme streslerinden kurtulurlar. Sert ve yüksek modüllü materyaller akışkan değildir ve bundan dolayı, polimerizasyon büzülme streslerini daha az kompanse ederler. Ek olarak yüksek doldurulmuş kompozit rezinler kuvvetlere maruz kaldıklarında esneyemezter. Bu nedenle tampon oluşturacak veya stres kırıcı olarak rol oynayacak düşük viskozitede ve düşük modüllü bağlayıcı ajan kullanılmalıdır.

Dentin rezin bağında bir başka önemli faktör, diş dokuları ve kullanılan materyal arasındaki termal genleşme katsayı farkları ve diş ile restorasyon arasındaki muhtemel boşluğu kaplayan sıvının termal genleşmesidir. Kullanılan materyal ile diş dokusu arasındaki termal genleşme katsayısı önemli derecede farklı ise, diş ısı değişikliklerine maruz kaldığında, restoratif materyal altındaki boşluk boyutu değişecektir. Düşük ısılar, negatif bir ara yüz basıncı meydana getirir ve ara yüzde boşluk oluşturur ve bu bölgeye sıvının girmesine neden olur. Isı arttığında ara yüz basıncı artar, boşluklar kapanır ve sıvılar bu bölgeden çıkarlar.

Dentin bağını etkileyen bir diğer faktör de normal dentin yüzey yapısının yanında dentin yapısını ve kimyasını değiştirebilecek patolojik dentinin mevcudiyetidir. Çürükten etkilenmiş dentin, skleroze servikal erozyon lezyonları, dentin yapısının patolojik olarak değiştiğini gösteren örneklerdir. Çalışmalar, sklerotik dentindeki tübülün kristal deposu olduğunu ve dentin hassasiyetini yitirdiğini göstermiştir. Sklerotik dentin, asidik şartlandırıcı solüsyonlara dirençlidir. Sklerotik servikal lezyonlarda dentin adezivlerinin klinik performansları, normal dentindeki kadar tatmin edici değildir.

DİŞ YAPIŞTIRMA

DİŞ NASIL YAPIŞTIRILIR
Ağız ortamı, katı ve sıvı moleküllerin iç içe olduğu karmaşık bir ortamdır. Ağız yüzeyi ve dişlerin çevresi bir sıvı faz ile çevrilmiştir. Sıvının iç kısımlarındaki moleküller tarafından simetrik ve küresel olarak sarıldığı için molekül üzerindeki etkileşim kuvvetleri denge halindedir. Yüzeydeki molekül ise farklı cins moleküllerin etkisi altında bulunması ve her tarafından eşit sayıda moleküller tarafından sarılmaması nedeniyle molekül üzerindeki etkileşim kuvvetleri denkleşmemiştir. Adezyon kuvvet, iki farklı materyalin birbirine çok yakın temas eden yüzeyleri arasında meydana gelen çekim kuvvetleridir. Adezyon (çekim) kuvvetlerinin oluşması için iki yüzey arası mesafenin mikronun binde biri kadar yakınlıkta bulunması gerekir.
Adezyon kuvvetlerini 3 ana başlıkta toplamak mümkündür.
A, Mikro mekanik kuvvetler
a Geometrik efekt
b. Reolojik efekt
B. Kimyasal kuvvetler: İyonik bağlar

cam fiberDiş hekimliğinde bu kuvvetlerin bilinmesi restorasyonların kullanımında ve restorasyon seçiminde yararlı olacaktır.
Adeziv ajanların mine ve dentin üzerine bağlanma mekanizmaları farklıdır.
MineRezin Bağlantısı
Minenin yapısını %96 hidroksiapatit, %4 organik matris ve su oluşturur. Minenin histolojik yapı elemanı mine prizmalarıdır, 46 mikron çapında altıgen prizma şeklinde, minedentin sınırından mine dış yüzeyine kadar devamlılığı bozulmadan uzanan ve birbirlerine bir mikron aralıklarla sıralanmış durumdadır.
Buonocore, 1955 yılında rezinlerin, mineye bağlanmasını sağlamak için mineyi asitle dağlama tekniğini geliştirmiştir. Bu teknikte mineye uyguladığı asit solüsyonunu daha sonra yıkamış, mineyi kurutmuş ve metil metakrilat rezinin asit tarafından minede oluşturulan mikropöröziteye (mikro gözeneklere), penetrasyonunu sağlamıştır. Asitle dağlama tekniği 1970′ lerin başında, BisGMA kompozit rezinlerle birlikte restorasyonların yapımında kullanılmaya başlanmıştır.
Mine yüzeyi, minimal pöröziteye sahiptir ve yüzey enerjileri monomer tarafından ıslatılacak kadar yoğun değildir. Oysaki bu yüzeyler fosforik asit gibi bir asitle dağlandığında, mikropöröziteyle sonuçlanan, hidroksiapatit kristallerinin seçici olarak çözülmesi meydana gelir. Asitle dağlama, yüzeyden 10um mine kaldırır ve 5um ile 50um derinlikte değişen pürüzlü bir tabaka oluşturur. Minede üç tip dağlama şekli olabileceği gösterilmiştir. En çok meydana gelen tip 1; dir, bunda mine prizmalarının çekirdekleri kaldırılır, prizma çeperleri yerinde kalır. Tip 2 tip 1 ‘in tersidir yani prizma çeperleri kaldırılır, prizma çekirdeği yerinde kalır. Tip 3 ‘de dağlama şekli daha az açıktır, her iki şekil de bir arada görülebilir. Asit uygulaması bunlara ek olarak minenin kompozitle bağlanmasını engelleyecek tükürük pelikülünü kaldırır ve yüzey enerjisini değiştirerek, mineyi ıslanabilir hale getirir. Dağlama uygulanmış minede tebeşirimsi beyaz bir görüntü oluşacaktır. Minenin dağlanması ile rezinlerin mineye olan bağlanma dirençleri 13,7 Mpa 21,6 Mpa arasında ölçülmüştür. Mine bağ dayancı genellikle restoratif materyalin polimerizasyon büzülmesinden kaynaklanan kenar açıklığını yeterli derecede önler. Çeşitli konsantrasyonlarda^ fosforik asit, mine dağlama ajanı olarak değerlendirilmiştir. En etkili dağlama solüsyonu % 30 ile % 40 konsantrasyonunda, özellikle % 37’ lik ortofosforik asittir. Bu asidi 1530 saniye arasındaki sürelerde uygulamak yeterlidir. Uzun süreli dağlama yüzey pörözite derinliğini düşürür ve kaçınılmalıdır. 2030 saniye su ile yıkama ve sonrada hava ile kurutmayla mine dağlanması tamamlanır. Bu aşamadan sonra minenin kontaminasyonu engellenmelidir

Restoratif kompozitteki monomer, asitle pürüzlendirilmiş mine yüzeyi ile uyumlu olmasına karşın yüzeyi ıslatabilmek ve mikropöröziteye penetre olabilmek için vizkozitesi oldukça büyüktür. Mine ve kompozit materyal arasında doldurucusuz adeziv yapıştırıcı ajanı, ara yüzey ajanı olarak kullanmakla daha iyi bağ elde edilir. Asitle pürüzlendirilmiş mineye uygulanan bu yapıştırıcı ajan, genellikle düşük vizkoziteli sıvı formda BisGMA’dır. Yapıştırıcı ajan düzensiz yüzeyi ıslatır ve minede oluşan mikropöröz yapıya kapiller çekimle emilir. Yapıştırıcı ajan üzerine yerleştirilen kompozit rezin, bu ajanın üst yüzeyindeki tabakaya kimyasal olarak bağlanır. Bağlantı restorasyon için gerekli tutuculuğu sağlar ve birçok durumda mekanik retansiyon oluşumuna gerek bırakmayarak sağlam diş dokusunun korunmasına olanak verir.
Birçok faktör rezinin penetrasyonunu olumsuz yönde etkileyebilir ve zayıf bir bağ oluşmasına neden olur. Bu faktörler dağlama sırasında minenin tahrip olması, asidik ajanın yeterli temizlenememesi ve dağlama uygulanmış minenin su ve tükürükle kontamine olmasıdır.
Oentinde adeziv rezinlerin en uygun performansı için asidik şartlandırıcı kullanılmasının fark edilmesi ile, bazı sistemlerde fosforik asit yerini, hem deminde i hem de mine de kullanılabilen, düşük konsantrasyondaki asitlere bırakmıştır. [%10 maleik asit, %10 fosforik asit, %2,5 [nitrik asit, %10 poliakrilik asit hem denlinde hem de mine de kullanılabilen asitlerdir.

Mine ve dentine uygulanan asitlerin konsantrasyonları

Asitler Mine Dentin
Fosforik asit %3040 %10
Maleik asit %30 %10
Nitrik asit %2,5
Poliakrilik asit %30 %10
2006 yılında mine yüzeyindeki asitleme ile ilgili elektron mikroskobu çalışmasında poliakrilik asitin diğer asitlere oranla daha az kalıcı hasar bıraktığı bildirilmiştir. Bu sonuç ortodontik braketleme yapılan bireyler için tedavi bittikten sonra mine yüzeylerinin sağlıklı korunabilmesi açısından önemlidir.

Dentin Rezin Bağlantısı
Rezin ve dentin arasında güvenilir bir bağ elde etmek, dentinin fizyolojisi ve yapısı ile ilişkilidir. Dentinin karakteristik yapısı göz önünde bulundurularak üretilmiş dentin yapıştırıcı sistemleri, etkili bir bağ oluşturabilirler. Dentin yüzeyi, yapısal ve kimyasal içeriği bakımından farklılık gösterebilir ve bu durum dentin yapıştırıcı sistemlerinde adezyonu etkileyebilir.
Dentin dokusu: ağırlıkça %70 inorganik, %20 organik, %10 su ve diğer maddelerden oluşur. İnorganik yapının büyük bir bölümünü hidroksiapatit kristalleri oluşturur. Organik yapı ise başlıca koliejenden ibarettir. Hidroksiapatit kristalleri minede düzenli, dentinde ise organik matris içerisinde rastgele dağılmıştır. Ayrıca minedeki kristallere oranla daha küçük olup daha az kalsiyum ve karbonat içerirler. Buna bağlı olarak dentinin mineralizasyonu mineden az, sement ve kemikten daha fazladır. Dentin içerisinde içi sıvı dolu çok sayıda tübülüs veya kanalcık vardır. Bunlar pulpadan başlayıp dentin içerisinden geçerek minedentin sınırına ulaşırlar. Tübüller, iyi mıneralıze olmuş peritûbüier dentin ile sarılmıştır. Tübüller arasında, mineralizasyonlan peritûbüier dentinden daha az olan inter tübüier dentin bulunur. Putpa yakınında tübül sayısı, minedentin sınırındakine oranla daha fazladır. Bu farklılık tübüllerin pulpadan dışarıya doğru radial seyretmelerinden kaynaklanır. Tübüller içerisindeki sıvı yaklaşık 2530 mm civa basıncı (3440 cm su basıncı) ile pulpadan dış yüzeye doğru itilir. Bu nedenle dentin dokusu her zaman nemlidir. Dentinin su içeriğinin pulpaya yaklaştıkça artan bir değişkenlik gösterdiği belirtilmiştir. Dinamik yapıda olan dentinde devamlı bir sıvı alışverişi vardır (transdentinal permeability).
Dentinin protein oranı yüksektir ve bu nedenle yüzey enerjisi (KYG, 44,8 dynes/cm) düşüktür. Yüzey enerjisinin düşük olması ise ıslanabildiği azaltır, bağlanmayı güçleştirir.
Dentin adezyonunda rol oynayan başlıca etkenler: dentin içeriği (dentin tübülüslerinin yoğunluğu, çapı, peritûbüier ve intertübüler dentin oranı), dentin kalınlığı ve yapısı (demineralize veya sklerotik), şmear tabakası ve yaştır. Bu etkenler dentin geçirgenliğinde bölgesel farklılıklar oluşturur. Derin ve yüzeysel kavitelerde dentin tübüllerin in çap ve sayısındaki farklılıklar, adeziv bağlanma dayanıklılığını etkiler. Pulpa yakınındaki dentin hacminin % 28’ini oluşturan tübüller, minedentin sınırındaki dentinin % 4’ünü kapsar. Ayrıca pulpa yakınındaki tübül sayısı (mm2 de 45 000) ve çapı (25 mm), minedentin sınırındaki tübül sayısı (m2′ de 20 000) ve çapına (G,8mm) oranla daha fazladır. Buna bağlı olarak pulpaya yakın derin dentin yüzeylerinde adeziv bağlanma dayanıklılığı daha düşüktür. Bu düşüş, dentin dokusunun daha ince olması nedeni ile geçirgenliğin artmasına da bağlanabilir. Dişin bazı bölgelerinde değişken olan dentin geçirgenliği adeziv bağlanmada önemlidir. Derin kavitelerde dentin dokusunun daha düşük demineralizasyon göstermesi de bağlanmanın zayıf olmasında etkilidir. Yüzeysel dentinde % 96 intertübüler dentin, % 3 peritûbüier dentin ve % 1 su bulunurken pulpa yakınındaki derin dentinde % 12 intertübüler dentin, % 66 peritûbüier dentin ve % 22 oranında da su bulunmaktadır. Adeziv sistemlerin güçlü bağlandığı intertübüler dentinin derin dentin yüzeylerinde daha az oranda bulunması adeziv bağlanma dayanıklılığını zayıflatmıştır.
Dentinin preparasyonu sırasında oluşan smear tabakası, tübül içine birkaç mikrometre kadar yayılabilir ve yıkama ile çıkarılamaz.
Dentinin çeşitli aletlerle açığa çıkarılmış yüzeyinde oluşan smear tabakası hakkında, iki ayrı görüş mevcuttur; Bir görüş smear tabakasının dentin bağında önemli bir rol oynadığına, dentin tübüllerini kapatan doğal bir sıvayıcı olduğuna, geçirgenliği düşürdüğüne ve korunması gerektiğine inanır. Diğer bir görüş ise, smear tabakasının materyallerin adezyonunu engellediğine, toksin yuvası olduğuna inanır ve kaldırılması gerektiğini düşünür. Smear tabakası genellikle 0,55pm arasında dentin preparasyonunda kullanılan alete göre değişen kalınlıktadır.
Smear tabakasının bırakılmasının en büyük dezavantajı, alttaki dentin tabakasına zayıf bağlantısıdır. Rezinin dentine bağlanabilmesi için kaldırılması gerekir. Ayrıca smear tabakasına giren bakteri restorasyon altında gelişip hayatta kalabilir. Smear tabakasının rezin sistemlerin uygulanmasından önce asidik deminerafize ajanlarla kaldırılmasının yüksek bağ direncine neden olduğu rapor edilmiştir.